Jane Birkin: Gainsbourg'un Nefesini Uzaklara Taşıyan Rüzgar

Jane Birkin 18 - 19 Ocak'ta Babylon sahnesinde yeniden esecek ve konserin geliri Japonya'daki nükleer felalette zarar görenlere bağışlanacak.

Ane Brun:'Hayatın Anlamı, Hayatınızda Herşeyin Yolunda Olduğunu Düşündüğünüz Saniyelerde Gizli'

25 Kasım 2011 hayat takvimimizin en özel günlerinden biriydi. Konserden önce adına söyleşi demeye dilimizin varmadığı, bizde yaşamımız boyunca hatırı kalacak kahve sohbetimizde Ane Brun'u çok iyi müzisyenliğinin yanında, varoluş meselelerine kafa yoran, ölüm kadar, yaşamdan da korkan, uzun yollarla ve yolculuklarla barışık, müziğiyle kendi yaşam yolunu çizmeye çalışan bir kadın olarak tanıdık.

Destek Ol, Ekümenopolis Sinemalarda Gösterilsin

Şehirde yapılanların sorgulanması ve dönüşümde halkın söz sahibi olması gerektiğine inanan ve politikacıların tartışmaktan özenle kaçındıkları konuların kamuoyuna yansıtılması gerektiğini düşünen Ekümenopolis ekibi, belgeselin sinemalarda daha çok kişiye ulaşmasını sağlamak amacıyla Projemefon.com adresinde bir kampanya başlattı.

Erik Truffaz Quartet'ın Büyüsü

Erik Truffaz'ın 16 Aralık 2011'de Tamirane'de verdiği konserde hüzün dolu notaların uzun soluklu trompet sololarıyla birleşip ayrıldığı, trip-hop, elektronik ve drum'n bass denizlerine yelken açtığı bir gemideydik.

27 Nisan 2008 Pazar

2008 Konser Seçkisi

2008 konser ajandası kesinleşen etkinliklerin de eklenmesiyle zenginleşmeye devam ediyor. Daha pek çok etkinlik var ama bendenizin seçkisi:

6 Haziran Jethro Tull (İstanbul Arena)

27 Haziran Travis (yer belli değil)

5 Temmuz Alanis Morisette (Parkorman)

27 Temmuz Metallica (Ali Sami Yen Stadyumu)

29 Temmuz Lenny Kravitz (Kuruçeşme Arena)

3 Ağustos Björk (Kuruçeşme Arena)

Ana Akım'a Alternatif:

3 Mayıs Peaches (kafiyeli oldu - İstanbul Babylon)

9-10 Mayıs Broken Social Scene (İstanbul Babylon)

10 Mayıs Zoot Woman (Otto Santral)

Chill Out Festival kapsamında:

25 Mayıs Morcheeba (Kemer Golf & Country Club)

Efes One Love Festival kapsamında:

-21 Haziran Roisin Murphy (Otto Santral)

-22 Haziran Gogol Bordello (Otto Santral)

Not: 23 Ağustos'ta Coldplay Kuruçeşme Arena'da sahne alacak diyorlar ama kesinleşmeden meraklısını heyecanlandırmayalım. Coldplay ile mesaimiz sınırlı, bundan sebep takipteyiz ama tarih ve mekan duyurusundan fazla birşey beklemeyiniz.

26 Nisan 2008 Cumartesi

Bozuk Plak

Birkaç gündür Cat Power şarkılarına sardırdığımı gören bir arkadaşımın gece gönderdiği e-posta ile başladım düne. Jukebox albümünü ve Juno filminin soundtrack'ini indirebileceğim linki iliştirmişti mesajının altına. Bir yandan işe gitmek için hazırlanırken, diğer yandan müzikçalarımda nispeten az dinlediğim parçaları silip Cat Power'a yer açtım. Hiçbir zaman baştan sona sıralı gitmez benim şarkı listelerim. Genellikle bir parçada bütün gün takılı kalır. Bütün gün o şarkı çalar, durur. Diğer takıntılarım gibi, bu konuda da tam bir bozuk plağımdır. Çok sevdiğim bir kitabın çok sevdiğim bir bölümünü defalarca açıp okurum. Ya da bir filmin en sevdiğim sahnesini bütün gün izleyebilirim. Fi tarihinden kalma, artık herkesin unutup gittiği şarkıların insanıyım. (ben gibilere dinozor denoor.) Dün güzel başlamış, sıkıntılı devam etmiş ve nihayet güzel bitmişti. Bütün gün ve gece Jukebox albümünden Metal Heart adlı şarkıyı dinleyip kaçış planları yaptım. Türlü ıvır-zıvırdan kalan bir nefeslik zamanlarda iyi oluyor bunlara tutunmak. Yine Eskişehir'e gidesim var mesela. 2-12 Mayıs haftası film festivali zamanı oralarda. Fellini'li, Chaplin'li, Pasolini'li festival bir haftasonu ara vermek için iyi bir bahane doğrusu.

Arkadaş Kıyağı:

Cat Power - Jukebox

24 Nisan 2008 Perşembe

Medyada Cinsiyetçiliğe Son

Medyanın arka sayfasında ‘Güzel’, gündüz kuşağında ‘Kurban’ Ya Da ‘Cani’, hikayelerinde ‘Fedakar Anne’, ‘İyi Aile Kızı’ ya da ‘Kötü Kadın’, siyaset sayfalarında “Başörtüsü” ya da “Bayrak Taşıyıcısı” ve yanlızca medyanın mutfağında çalışıp görünmez olmaktan bıktık !

Cinsiyetçi Olmayan Medya İçin!

Kadınların Medya İzleme Grubu (MEDİZ), 25 Nisan – 25 Mayıs tarihleri arasında “Medyada Cinsiyetçiliğe Son” kampanyasına başlıyor. Kampanya etkinliklerinden biri olan “Cinsiyetçi Olmayan Medya İçin...” konferansı da 3-4 Mayıs’ta İstanbul Bilgi Üniversitesi-Dolapdere Kampüsü’nde yapılacak.

23 kadın örgütünün girişimiyle kurulan Kadınların Medya İzleme Grubu / MEDİZ’in “Medyada Cinsiyetçiliğe Son!” kampanyası 25 Nisan’da başlıyor.

Kampanya Medya İzleme Çalışması ve “Cinsiyetçi Olmayan Medya İçin” Konferansı ile başlayacak. Kampanyayı www.mediz.org web sayfasından izleyebilir ve katkıda bulunabilirsiniz.

· Medya İzleme Çalışması: Televizyon ve radyo kanalları, günlük gazeteler ve internet sitelerinin takip edilerek, medyada kadınlara yönelik hak ihlalleri, ayrımcılık ve cinsiyetçi kalıpları izleyen İki haftalık bir araştırmasını kapsıyor. Çalışmanın sonuçlarını düzenleyeceğimiz konferansta paylaşacak, internet sitemizde ve konferans içeriğinin yer alacağı kitapta yayınlayacağız.

· Uluslararası konferans: “Cinsiyetçi Olmayan Medya İçin…”

3-4 Mayıs 2008 tarihlerinde İstanbul Bilgi Üniversitesi-Dolapdere’de düzenleyeceğimiz konferansta, medya yöneticileri ve çalışanları, medya izleme grupları ve feminist medyadan temsilciler, akademisyenler, kadın gazeteciler ve kadın örgütleri ile cinsiyetçi olmayan medya nasıl mümkün olur’u tartışacağız.

· Kampanyayı medya kuruluşlarının da katkısıyla hepinize duyuracak ve sürdüreceğiz.

Medyada Cinsiyetçiliğe Son! Kampanyası;

· Medyada kadının insan hakları ihlallerini teşhirine ve kadınların, cinsiyetlerinden ötürü ayrımcılığa uğramadıkları medya oluşturulmasına,

· Medyada kadınların kurban, zavallı mağdur, cinsel nesne, kutsal ana, namus simgesi, vb. geleneksel roller çerçevesinde, erkeklere bağımlı olarak sunulmasının engellenmesine,

· Magazin ve 3. sayfa gibi alanların dışında kalan, siyaset, ekonomi, uluslararası ilişkiler, vb. konularda kadınların yok sayılmasına son verilmesine,

· Kadının medyada çeşitli beceri, uzmanlık ve yönleriyle ve dengeli biçimde temsil edilmesinin teşvik edilmesine,

· Neredeyse tamamen erkeklerin egemen oldukları “tepe”ler (yönetim kadroları) ve “köşe”lerde (köşe yazıları, yorumlar, yönlendirici görüş alanları) kadınlara yer açılmasına,

· Tüm muhataplarla birlikte müzakere edilmiş cinsiyetçi olmayan bir medya etiği oluşturulmasına,

katkıda bulunarak, medyada cinsiyetçiliğe son verilmesi için değiştirici/dönüştürücü bir rol oynamayı amaçlamaktadır.

Farklı medya örnekleri üzerinden kadınların temsil biçimleri üzerine gerçekleştirmiş olduğumuz araştırmanın bulgularını paylaşacağımız kampanya sürecinde bu bulgulardan hareketle medya kurumları, çalışanları ve tüm medya izleyici/dinleyici/okuyucuları ile birlikte CİNSİYETÇİ OLMAYAN MEDYA İÇİN harekete geçilmesini de hedeflemekteyiz.

Avrupa Demokrasi ve İnsan Hakları Girişimi programı çerçevesinde Avrupa Komisyonu tarafından desteklenen kampanya, Friedrich Ebert Stiftung, Mama Cash, Global Fund For Women’in katkılarıyla Kadınların Medya İzleme Grubu tarafından, Filmmor Kadın Kooperatifi ve İstanbul Bilgi Üniversitesi ortaklığıyla gerçekleştiriliyor. Başta medya kurumları olmak üzere kampanyayı hepimizin katkısıyla sürdürmek dileğiyle…

Kadınların Medya İzleme Grubu / MEDİZ (Adana Kadın Hukukçular İnisiyatifi, Amargi, Ankaralı Feministler, Avcılar Ev Eksenli Çalışan Kadınlar Kooperatifi, Avrupa Kadın Lobisi Ulusal Koordinasyonu(AKLTUK), Denizli Kadın Platformu, Feminist Kadın Çevresi, Filmmor Kadın Kooperatifi, İris Eşitlik Gözlem Grubu, İstanbul Kadın Hukukçular İnisiyatifi, İzmir Kadın Dayanışma Derneği, İzmir Kadın Hukukçular İnisiyatifi, KADAV – Yeni Adım Sitesi, KA-DER, Kadın Dayanışma Vakfı, Kadının İnsan Hakları – Yeni Çözümler Vakfı, Kadınlarla Dayanışma Vakfı, KAMER, Kırk Örük Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Kooperatifi, Mor Çatı, Pazartesi Dergisi, SOGEP, Van Kadın Derneği, Yaşam Kadın Çevre Kültür ve İşletme Kooperatifi )

İletişim: Tuğçe Canbolat / Tel: (212) 251 5994 / Faks: (212) 251 6457 / GSM: (535) 566 6048

E-posta: mediz@mediz.org

21 Nisan 2008 Pazartesi

Ya Patlarsa?

Küresel Eylem Grubu, gündelik meşguliyetler arasında kendisine iş ve cevaplayacak soru arayan akıllara "Ya patlarsa?" diye bir kuşku düşürüyor. Dünya halinden ahvalinden hoşnut olanlar ya da "bize birşey olmaz baba" diyenler haricindekileri bu hafta boyunca sürecek etkinliklere çağırıyorlar:

21 Nisan PAZARTESİ

11.00 Boğaziçi Üniversitesi'nde basın açıklaması

Yer: Güney Kampüs

12.00 "Nükleer çözüm mü?"

Yer: Ege Üniversitesi

Konuşmacılar: Fatma Can-Çağlayan Akkaya

13.00 Boğaziçi Üniversitesi'nde film gösterimi

"Felakete davet" Belgeseli

Yer: Kriton Curi 13.30 – 15.30

forum : "Öğrenciler nükleere karşı"

film gösterimi: umut iklimi

Yer: Ankara Üniversitesi Cebeci Kampüsü 14.00 – 14.40

Film Gösterimi: Chernobyl Heart

Yer: Boğaziçi Üniversitesi-Kriton Curi 16.00 Panel

Yer: Galatasaray Lisesi

Konuşmacı: Nuran Yüce

17.30 Stand (İstiklal cad., Bekar sk.)

19.00 Film Gösterimi: "Dr. Strangelove or How I Learned to Stop Worrying and Love the Bomb"

Yer: Boğaziçi Üniversitesi Çimleri 20.00 YönFm (84.9)

Merhaba acil programı

* Gün boyu ODTÜ'de stand

22 Nisan SALI

SalıPazarı'nda cümbüşlü bildiri dağıtımı

12.00- 13.50

Söyleşi: "Nükleere Neden Karsıyız?"

Yer: Boğaziçi Üniversitesi-ÖFB

Konuşmacı: Özgür Gürbüz

11.30-12.00

Nükleer santral santral istemeyen kurumların ortak basın açıklaması

Yer: Makina Mühendisleri Odası

13.30

Panel:"Nükleer alternatif olabilir mi?"

Yer: Ankara Üniversitesi Cebeci Kampüsü

Konuşmacılar: Doğan Tarkan, Nesrin Algan

14.00 Stand

Yer: Boğaziçi Üniversitesi Güney Meydan

15.00 Toplantı: "Ya Patlarsa?"

Yer: İstanbul Üniversitesi Bahçeköy Kampüsü

Konuşmacılar: Pelin Batu , Tuna Öztürk

17.00 Söyleşi: Nükleer santraller ve Alternatif Enerji Kaynakları

Yer: Dokuz Eylül Üniversitesi-Dokuz Çeşmeler

Konuşmacı:Giray Korkusuz

Film Gösterimi

Gitar Kafe- kadıköy

17.30 Panel: Ya patlarsa?

Yer: ODTÜ

Konuşmacılar: Doğan Tarkan, İnci gökmen

18.00 Çernobil Sosyalizmi

Yer: Ege Üniversitesi

Konuşmacı: Volkan Akyıldırım

19.00 Film Gösterimi: Uranium Dreams

Boğaziçi Üniversitesi Çimleri

Toplantı: "ya patlarsa"

Düzenleyen: Laz Kültür Merkezi

Yer: Vişne Sok. No: 21/4 Kadıköy

Toplantı: Nükleer santral is-te-mi-yo-ruz!

Konuşmacı: Tanay Sıtkı Uyar

Düzenleyen: ÖDP

20.00 "Felakete Davet"

Konser: Cümbüş Cemaat

Yer: SekSek

23 Nisan ÇARŞAMBA

12.00 Nükleere Karşı Mücadele

Yer: Muğla

konuşmacı: Recep Aykın

12.30 "Ya patlarsa?"

Yer: Dokuz Eylül Üniversitesi

Konuşmacı: Arif Künar

13.00 Dünyada Ve Türki'ye de Nükleere karşı mücadele

Yer: Muğla

Konuşmacı:Recep Aykın

13.30 "Nükleer çözüm mü?"

Yer: Ege Üniversitesi Ege Hazırlık Fakültesi

18.00 Ya Patlarsa?!

Yer: İzmirTÜYAP Kitap Fuarı

Konuşmacı:Arif Künar

19.00 Çernobil Sosyalizmi

Düzenleyen: DSİP

Yer: Karakedi

Konuşmacılar: Ümit Şahin, Volkan Akyıldırım

20.00 Felakete Davet+ Film Gösterimi

Yer: Liman Kahvesi- Kadife Sok./Kadıköy

24 Nisan PERŞEMBE

09.30 Açık Radyo, Açık Gazete programı (94.9)

Konuk: Özgür Gürbüz

10.00 Basın açıklaması: Nükleere güvenmiştim

Yer: Galatasaray Meydanı

12.00 müzik dinletisi

Yer: ODTÜ

12.30 Nükleer Santrale Karşı Mücadele

Yer: Dokuz Eylül Üniversitesi

Konuşmacı:Recep Aykın

13.00 "Nükleer santral ya patlarsa!"

Yer: Yıldız Teknik Üniversitesi

Konuşmacı: Özgür Gürbüz

15.00 Ölüm Hala Hayatta

Marmara Üniversitesi

16.00 İki belgesel birden ;Climate of Hope / Nükleer güç ve enerji devrimi

Yer: Boğaziçi Üniversitesi Kriton Curi 17.00 Ölüm hala hayatta

Yer: Yeditepe Üniversitesi

Konuşmacı: Özgür Gürbüz

17.30 stand

19.00 Nükleersiz Türkiye,nükleersiz dünya

Düzenleyen: Türkiye Yeşilleri

Yer: Yeşiloda, Özgür Radyo(95.1)

Farklı Ses Farklı Yorum

Konuk: Tuna Öztürk

20.00 Film gösterimi: The Atomic Cafe (1982) / Yön: Jayne Loader, Kevin Rafferty

Yer: Boğaziçi Üniversitesi Çimlerde Kurgusal Film Gösterimi

20.30 TİYATRO

Çernobil'den Sesler, Tiyatro Boyalı Kuş

Konuk Oyuncu: Zeynep Casalini

Ortaköy Afife Jale Sahnesi

25 Nisan CUMA

12.00 ODTÜ atölye,stand

15.00 ATÖLYE

17.00 Stand, Yer: İstiklal cad., Bekar sk.

26 Nisan CUMARTESİ

11.00 Tepe Nautilius önünde buluşma

12.00 Yürüyüş

*hafta boyunca her gün 17.00'de İstiklal Cad., Bekar sk.'da stand

19 Nisan 2008 Cumartesi

Burası Bak Suadiye, Kızlar Bir Kurabiye...

Şu sıkıcı mı sıkıcı hayatın nispeten kendime ait olan anlarında yapmaktan en çok keyif aldığım şeylerden biri kanepeye yayım yayım yayılıp Türk filmi seyretmektir. Aşağıdaki şarkıyı Ozan hatırlattı dün, Gırgıriye filminden bir sahneyle hep birlikte el çırparak söyleyelim:

Güzelim Şaziye, Tatlım Zekiye/ Lokumum Neziye, Nonoşum Hayriye/Güzelim Saniye, Canım Lütfiye/ Amanın Nuriye, Meleğim Huriye/ Burası bak Suadiye/ Kızlar bir kurabiye/ Elbiseler abiye/ Oldum bi tuhafiye/ Al bir kutu pişmaniye/ Hiç durma ye anam ye/ Ziyade olsun hababam ye/ Ay ne olursun bi daha ye/ Afiyet olsun de babam ye/ Bi tanede benim için ye/ Daha doymazsan gel beni ye.

Hani Kazancakis'in Zorba'sı oğlunun ölüm haberini alınca başlamış ya oynamaya... Etrafındakiler bakakalmış ya Zorba'nın dansına. Halbuki müzik olmasa, dansı olmasa asıl o zaman delirirmiş ya Zorba, ölmemek için vurmuş ya kendini oynamaya. İşte o hesap benimkisi de. İşte ondandır ki bu bahar, hiç olmadığı kadar "atalım göbecikleri baharı" olsun bize, size, hepimize:

2 Mayıs Fanfare Ciocarlia

5 Mayıs Ahırkapı Hındrellez Şenlikleri

18 Nisan 2008 Cuma

Eylem: Kara Duvaklı Erkekler

"biz erkek değiliz! pippa bacca’nın korkunç ama çok da sıradışı olmayan ölüm biçimi, yani tecavüz edilerek öldürülmesi, sansasyonel bir durum yarattı bu defa. 8 martta başladığı yürüyüşünü savaşların olduğu ya da güvenliksiz olarak nitelenen bir rotada gerçekleştiren bir kadın sanatçı ve ‘yabancı’ olmasıydı bu sansasyonun nedeni. trajik bir biçimde dikkat çekmeye çalıştığı öntargıların kurbanı olması da vicdanları sarstı belki.

ama ikiyüzlülüğü de ortaya çıkardı bu olay. sanki bu ülkede hergün namus-töre-iffet adına kadınlar öldürülmüyormuş gibi; ‘biz avrupa’nın ahlaksızlığını almadık’ minvalinde nutuklar çeken bir başbakan yokmuş gibi, kadınlara yönelik taciz-tecavüz-salsırı ve öldürme olayları nerdeyse sıradan olaylar değilmiş gibi, medya ve yetkililer namusumuzu hemen temizleyiverdiler. ‘bizi elaleme rezil eden bir alçak hemen derdest edildi.’ hemen diplomatik yollarla özürler dilendi, manşetler atıldı, haber bültenlerinde alçak tecavüzcü teşhir edildi. sanki ‘iffetsiz’ avrupalı kadınlara yönelik taciz ve tecavüzün neredeyse bir milli erkek sporu haline gelişi, sokaklarda kadınların her an tacizle karşılaşabiliyor olması, bir kuytuda ya da herkesin gözleri önünde öldürülüyor olması, intihara zorlanıyor olması başka bir ülkeye ait olgularmış gibi; sanki akp’li bir kadın milletvekilinin sonuçlarını bile açıklamaya ürktüğü ensest araştırması başka bir ülkede yapılmış gibi.

ikiyüzlülük ortadadır artık, herhangi bir örtüyle kapatılamaz. zaten birkaç gün önce yine gebze’de bir polis ev basıp, evde bulunan kadına tecavüz edilmesini sağlayarak, tekzip etmiştir ikiyüzlülüğü gizleme halini.

bunların farkında olan erkekler olarak artık utancımız ve vicdan azbımızla susup kalmak istemiyoruz.

üçüncü sayfa ülkesinde yaşamak istemiyoruz.

bize de yüklenmiş ve zaman zaman gereklerini yerine getirdiğimiz toplumsal cinsiyet rollerini oynamak istemiyoruz. reddediyoruz bu rolleri.

tecavüz etmek erkeklikse biz erkek değiliz!

namus-töre bekçiliği yapmak erkeklikse biz erkek değiliz’

öldürmek erkeklikse biz erkek değiliz!

homofobik olmak erkeklikse biz erkek değiliz!

hayatı ve sokakları kadınlara dar etmek erkeklikse biz erkek değiliz!

kara duvakli erkekler "

buluşma yeri: galatasay lisesi ile yapı kredi bankası arasındaki heykelin önü

zaman: 19 nisan cumartesi saat 17:45

Kaynak: ekşisözlük'ten apartılmıştır.

Saykodelik Tendon Kopması

Saykodelik Sakatlık yazısında bahsettiğim görünmez kaza, basit bir ayak burkulmasından öte bir durummuş ve Fairuz Derin Bulut'un müziği ile atılan göbecikler birkaç tendon bağının kopmasına mal olmuş. Bir hafta ağrıyı görmezden gelerek dolandıktan sonra rahatsız olmaya başlayınca dün hastaneye gittim. Ortopedi doktorunun kafadan çatlağı denk geldi (nedense) ve "bu hale gelinceye kadar neredeydi aklın? İnsan göbek atarken ayağını sakatlar mı?" şeklindeki azarlamalarına da katlanarak karışık sentetik alçı ile ayağımın mumyalanmasına razı olmak durumunda kaldım. "2 Mayısa kadar geçer mi? Fanfare Ciocarlia konseri var da." şeklindeki soruma yaklaşık 2 metre boya ve 150 kiloluk cüsseye sahip olan doktorun "Ayağının üzerine oturmamı ister misin? O zaman geçer bak." cevabını alınca "eee, ben sizden alçıma bir imza rica ediyim, yeter." dedim ve olay yerinden tekerlekli sandalyeye binerek uzaklaştım. En son arkamdan "o ayak hep yukarda olacak, eserime iyi bakacaksın! Son moda alçı yaptım sana!" diye bağırdığını hatırlıyorum.

Kate Evans'ın yazıp çizdiği "Acayip Havalar" Açık Radyo Kitapları Dizisi'nin ilk kitabı. Ben okuyorum, öneririm. Üstelik okumak için bir tarafınızı sakatlamanız şartı aranmadığı gibi küresel iklim değişikliğinin zararlarının dünyanın sonuna neden olacağı zamana kadar beklemeniz de gerekmiyor. Aslında henüz geç değil şeklinde iyimser bir mesaj yazmak isterdim ama bunun gerçeklik payı artık yok. Küresel iklim değişikliğinin gezegene verdiği tahribat ne yazık ki geri döndürülemez bir noktaya geldi ve bundan sonra yapabileceğimiz tek şey beklenen sonu biraz olsun öteleyebilmek.

15 Nisan 2008 Salı

Münferit Livata, Oh Ne Ala...

Türklüğümüzden utandığımız, kendini bilmez bir şerrrrrrrrefsiz yüzünden Avrupa'ya rezil olduğumuz, ah imaj, vah imaj derdine düştüğümüz, kız başına yollarda otostop çekmeye kalkıştığı için içerleyip tuhaf karşıladığımız Pippa'nın öldürüldüğü Gebze'de bir kadına daha tecavüz edildiğini yazıyor gazeteler.

Tecavüzcülerden birinin polis memuru olmasının özellikle altı çiziliyor haberlerde. Çünkü yasa bekçisi polisin yasadışı işlere girişmesi güya tuhaf ve şaşırtıcı. Resmi ağızlar bu olayı da o çok sevdikleri tanımla geçiştirecektir büyük olasılıkla: Bu olay da benzerleri gibi münferit bir olaydır ve bütün bir teşkilata mal edilmemelidir.

Mi acaba? Yani bir bireyin işlediği suç yalnızca kendisini mi ilgilendirmelidir? Her türlü insan ihlali, ama özellikle kadına uygulanan şiddet konusunda bol kepçe kullanılan "münferit suç" tanımlaması ne denli doğru? Örneğin tecavüze uğrayan kadın, açığa çıkma korkusunu aşıp ve fişlenmeyi göze alıp da yasal yollardan hakkını aramanın ilk adımı olan karakola başvurduğunda çoğunlukla baştan savma bir muamele görmekte ve alelacele savunması alınarak bir başına bırakılmakta. Çok değil bir ya da iki gün önce bir tecavüz davası kadının kendisine tecavüz eden erkek ile daha önce cinsel ilişkide bulunmuş olması gerekçesi ile beraat ile sonuçlandı. Düz mantık: mini etek giyen kadın erkeği tahrik etmektedir, kot pantolon çıkarılması zor bir giysi olduğundan adamın yardımsız bir haltlar karıştırması olası değildir, yüksek sesle gülen kadın erkeğin erekte olmasına neden olur, yüzünü bile görmek istemediği adamın her gece tabiri caizse karısını becermesi tecavüzden sayılmaz, kapı bir kere açıldı mı geri dönüşü yoktur ya da daha da kötüsü tecavüze uğradıysa mutlaka kaşınmıştır... Oldu olacak kurun cadı kazanlarını meydanlara ve yakın iblisi ya da bağlayın günahkar kadın vücutlarını demir tekerlere, kemikleri parça pinçik olanan kadar sürükleyin. Bütün bunlar zor gelirse tutunun erkeklik gösterinizin eseri olan yasalara, bacak aranızda sallanan büyük aşkınız pipinize ya da işi gücü pencere önünde laf kusmak olan dedikoducu çenelere ve kesin cezasını. Ta ki yarattığınız yılan sizi münasip bir yerinizden sokana kadar.

Tecavüz konusunu da Pippa'dan sonra daha sık konuşur olduk, ne acı. Zaten kol kırılıp yen içinde kalırsa sorun değil de Avrupa'daki barbibebek imajımız zedelenirse o kötü. Ama gene de allah için her türlü duruma uygun bahaneler heybede hazır beklemekte: suçlar münferit, toplum derin hüzünde, vicdanlar yaralı... Bir süreliğine, sonrası DolceVita, la vita bella, oh ne ala...

13 Nisan 2008 Pazar

Saykodelik Sakatlık

İki hafta öncesinden henüz yeni sayıldığım işten bir arkadaşımla Gepgenç Festival'e gitmeyi kararlaştırmıştık. 12 Nisan'daki programda ben Gevende'yi, arkadaşım Fairuz Derin Bulut'u gözüne kestirmiş, üzerine de kaymaklı ekmek kadayıfı olarak Yeni Türkü'ye sevinmiştik. Havanın yağmalı mıyım, yoksa kırıp kıçımı oturmalı mıyım diye kişilik bölünmeleri yaşadığı cumartesi akşamında henüz hava aydınlıkken Santralİstanbul'un çayırına ulaştık. Biz yerimize yerleşirken Cümbüş Cemaat programına çoktan başlamıştı, hafiften çakırkeyif olmaya başlamış ahaliye Balkan havaları icra ediyordu.

Elimizdeki pembe şalı kah bele bağlayarak, kah çingene usulü kafaya dolayarak kurtlarımızı döktükten ve Cümbüşcüleri sahneden uğurladıktan az biraz sonra Gevende sahne aldı. Bir kez daha anladım ki tam bir konser grubu olmasına ve canlı performansının takdire şayanlığına rağmen Gevende'nin müziği bir başımayken çok daha fazla etkiliyor beni. Gevende kendisine ayrılan süreyi gerektiğince iyi tamamlayıp sahneden ayrıldığında Fairuz Derin Bulut'u hiç dinlememiş olan ben, grup hakkında briefing almakla meşguldüm. Ön bilgilendirme başarıyla tamamlanır tamamlanmaz da bir takım adamlar ve kısacık bir kadın sahneyi bastı. Aybenmiş adı. Başladılar icraya. Arkadaşa göre bu akşam normallermiş, bir de delirmiş hallerini göreymişim. Olsun, buna da razıydım. Razıydım razı olmasına ama beklenmedik bir aksilik, bir göze gelme durumu yaşandı. Bir ara ayağa fırlayıp Türk filmlerindeki tombul dansözler gibi döne zıplaya göbek attığımı ve sol ayağımın tabanını gördüğümü hatırlıyorum, sonrası gözümde çakışan şimşekler ve tarifsiz bir acı... Sol ayağımı burkmuşum meğer. Bu aksilikten dolayı konserin kalanını oturduğum yerde çalkalamaya ve mosmoraran ayağımı çılgın kalabalıktan uzak tutmaya çalışarak tamamladım. Bir ara dayanamayıp ayağa fırladım. Yalnızca bel ve kalça kıvırtayım dediysem de sonuç ayak hareketlerinin olmadığı bir göbek atmanın göbek atma olamayacağını anlamak oldu. Kös kös oturup ters dönmüş kaplumbağa gibi dönüp durarak dans eden tombulca bir çocuğu izledim ve kıskançlığımdan öldüm.

Yeni Türkü ise girizgahı fevkaledenin fevkinde yaptı, pek de güzel devam ediyorlardı ama ayak bağlı olduğu yerden bağımsızlığını ilan edip tuhaf bir yaratığa dönüşmeye başlayınca gece erken bitmek zorunda kaldı. Anladık ki, festival çocukluğu bizden geçmiş, Aya İrini'de konser dinleyecek yaşa gelmişiz... Yine de 2 Mayıs'ta Fanfare Ciocarlia'ya gitmemek olmaz, son bir kez daha... (tavuk şeyi tövbe tutmazmış ya neyse...)

Peki ben bu kadar kişisel lakırdıyı neden döktüm ortaya? Bu yazıda sözü geçen gruplara gözünüzü kulağınızı açın diye. Tek yan etkileri var, o da saykodelik sakatlanmaya sebebiyet verebilmeleri.

12 Nisan 2008 Cumartesi

Karadelik

Barış mesajı vermek için gelinlikle otostop turuna çıkan İtalyan sanatçının Gebze yakınlarındaki bir köyün ormanında cesedi bulunmuş. Cinayetin zanlısı Bacca'ya tecavüz edip boğarak öldürdüğünü itiraf etti diye yazıyor gazeteler.

"Gelinlik mevzusunu yanlış anlamıştır kesin birileri. "Kocan olayım anam" diyerek gelinliği yırtıp tecavüz etmişlerdir kadına. Keşke hiç gelmeseydi Bacca buralara.." demişti biri konusu açıldığında. Ben de içinde yaşadığı toplumun insanına tepeden bakan tipik plaza insanı konuşması olduğunu düşünüp fazlasıyla içerlemiştim bu cümleye.

Ve fakat...

Bakkalda manavda hep aynı sohbet dönüyor şimdi: ne işi varmış buralarda... ne alakaymış gelinlik... barış marış neyimizeymiş... gelinlikli kadınlara mı kalmış savaşı durdurmak... Haklılar galiba. Bu boktan dünya bu kadar naifliği haketmiyor, çamurdan bir girdap ya da bir karadelik gibi yalayıp yutuyor ve yokediyor.

9 Nisan 2008 Çarşamba

Fanfare Ciocarlia 2 Mayıs'ta Yeni Melek Sahnesinde

İstanbul denince ilk akla gelen tabirlerden biri "kültürlerin buluşması/çakışması" dır. İstanbul'un marka haline getirilmesi projelerinde en çok kullanılan argümanlardan biri olan "kültürlerarası köprü" tanımlaması en çok kentin müzikal yapısında anlam buluyor. İşte bu nedenle Yeditepe birbirinden özel müzisyenleri arka arkaya ağırlamaya devam ediyor.

2008 yılının başdöndürücü temposunda en çok sevindiğimiz etkinlik haberlerinden biri, bugün elimize ulaştı. Uzun zamandır bekliyorduk, beklediğimize değdi: Fanfare Ciocarlia Shaman World Music Day kapsamında 2 Mayıs Cuma günü Yeni Melek'te sahne alıyor. Kültürleri Balkanlar'dan gelen göbek havası dalgası ile çakıştırmak iyi bir fikir olabilir.

Fanfare Ciocarlia özellikle Fatih Akın’ın ‘Duvara Karşı’ filmindeki performansı ile biliniyor ve Türk müzikseverlerce merakla bekleniyor. Grup ayrıca, Borat filminin soundtrack albümündeki ‘Born To Be Wild’ coverlerı, ‘Iag Bari’, ‘Asfalt Tango’ ve ‘Alili’ gibi hit parçaları ile tüm dünyada milyonlarca hayrana sahip.

Balkan müziğinin yaşayan efsanesi Fanfare Ciocarlia, trompet, tenor ve bariton saksafon, tuba, klarnet, davul ve perküsyon gibi çok geniş bir enstrüman yelpazesine sahip. Türk, Bulgar, Sırp ve Makedon ezgilerini harmanlayıp Romen müzikleri ile bütünleştiren grup hızlı, enerjik, karmaşık melodileri ile hayranlık verici bir canlı performans sunuyor. Sahne performanslarının uzunluğuna aldırmadan ilk dakikadaki enerjisini son saniyeye kadar koruyan grup, dinleyenleri de bu müthiş enerjisiyle etkisi altına alarak unutulmaz bir müzikal yolculuğa çıkarıyor.

Fanfare Ciocarlia sırasıyla 1998 yılında “Radio Pascani”; 1999 yılında “Baro Biao-Worldwide Wedding”; 2001 yılında “Iag Bari - The Gypsy Horns From Mountains Beyond”; 2004 yılında “Gypsy Brass Legends”; 2005 yılında “Gili Garabdi-ancient Secrets of Gypsy Brass” ve son olarak 2007 yılında “Queens & Kings” adlı albümlerini çıkarttı. 2006 yılında dünyanın en önemli müzik ödüllerinden biri olan BBC Planet Awards’ı da kimselere kaptırmayan grup, İstanbullu hayranları ile buluşmak için sabırsızlanıyor.

Shaman World Music Days ‘08 >> RoMania

Tarih: 02 Mayıs 2008, Cuma

Saat: 21.30 (Kapı Açılış)

Program: ShamanSound Coop.

Fanfare Ciocarlia

Yer: Yeni Melek

Biletler: 25 YTL - 35 YTL - 54 YTL

Ticketturk Internet Sitesi, Çağrı Merkezi ve Satış Noktaları

Bilgi için : www.shaman.com.tr / www.ticketturk.com / info@shaman.com.tr

6 Nisan 2008 Pazar

Lütfen Başa Sarın

İtörnıl Sanşayn of bilmemne filminin ve video klip dünyasının Gondry'si Be Kind Rewind diye *fanfinifinfon bir film yapmış ve bu film İstanbul Film Festivali'nin programında yer almaktaymış. Linda söylemeseydi gözümden kaçacakmış. İnsanın kendinden daha sinefil bir arkadaşının olması güzel bir şey.

* Fanfinifinfon sözcüğünün Ezgice'deki anlamı için tık.

İstanbul Film Festivali için seçtiğim filmleri hatırlamak için de tık.

4 Nisan 2008 Cuma

Demokrasi Gibi Gibi

"Mahmut Evet yaz, okul müdürüne sms gönder, Mahmut tekrar sınıf başkanı olsun." diye bir kampanya başlatan Cizreli Mahmut Tuzan, haksız yere alındığını iddia ettiği görevine geri dönmüş. Başkanlıktan alınma sebebi ise görevini kötüye kullanarak arkadaşlarını rahatsız etmek olarak gösterilmiş öğretmeni tarafından. "Sms kampanyası" ve "demokrasi baskısı"na dayanamayan okul yönetimi Mahmut' u görevine iade etmiş.

Çoğu yayın organında komik bir haber olarak geçiştirilen bu olay, aslında siyasal iletişim ile ilgilenenler tarafından dikkatle incelenmeli. Mahmut'un görevden alınmasına neden olan iddia doğru ya da değil bilemiyoruz ama demokrasiyi kendi amaçları doğrultusunda kullanabilmesi ve sempati toplayarak destekçi bulması bana şunu düşündürdü: Mahmut'un yerine AKP'yi koyup okul yönetimini Anayasa Mahkemesi olarak düşünürsek hakkında açılan kapatma davası nedeniyle AKP'nin yaptığını iddia ettiği demokrasi mücadelesini Mahmut'un başlattığı sms kampanyasına benzetemez miyiz?

2 Nisan 2008 Çarşamba

Nükleer İstemiyoruz, Güneş Bize Yeter!

Nükleer İstemiyoruz / We Do Not Want Nuclear
8 Aralık'ta Kadıköy Meydanı'nda gerçekleştirilen "Kyoto İmzalansın" Mitingi'nin sonunda "26 Nisan'da yeniden bu meydanda" görüşmek üzere sözleşmiştik. O günden bugüne doğa adına tek olumlu adım TBMM Çevre Komisyonu Başkanı ve AKP Milletvekili Haluk Özdalga tarafından atıldı. Nükleer santraller konusu ise olduğu yerde saymaya devam ediyor, sermaye sahipleri ve hükümet diretiyor, doğa ve yaşam hakkı savunucuları direniyor.

26 Nisan 2008 tarihi Çernobil faciasının 22. yıldönümü. Aradan geçen 22 yıla, radyasyon serpintisine maruz kalıp yaşamını yitiren ya da sakat kalan onca insana ve Türkiye'nün güneş ve rüzgar enerjisinden yararlanmak adına son derece elverişli bir coğrafyada bulunmasına rağmen nükleer santral konusunda diretilmesi düşündürücü. Küresel Eylem Grubu, akıllara takılan onca sorunun yanıtını Kadıköy Meydanı'nda bir daha aramaya çağırıyor hepimizi:

"AKP hükümeti nükleer santral yapmak için hamle üstünlüğünü ele geçirdi. Ama biz buna izin vermeyeceğiz. Esas mücadele şimdi başlıyor. 26 Nisan 2008'de, Çernobil felaketinin yıldönümünde "Nükleere hayır!" mitinginde buluşalım. En büyük nükleer karşıtı mitingi gerçekleştirelim. NÜKLEER SANTRAL İS-TE-Mİ-YO-RUZ!!! Nükleer santraller gibi insan yaşamının, ekolojinin, tüm canlıların varlığını tehlikeye atan bir teknolojiyi otuz senedir önümüze getirenler yine iş başında.

Geçen günlerde santral yapımı için yıl sonuna kadar kazma vurulabileceğini söyleyen Enerji Bakanı Hilmi Güler, TAEK ile yaptığı toplantının ardından nükleer santral belasını başına sarmak istedikleri şehri kamuoyuna duyurdu. Hedefleri önce Mersin-Akkuyu ardından Sinop.

Enerji Bakanı'nın önceliği 'yaşam' yerine bu ay yapılacak nükleer santral ihalesi için uzun zamandır kuyrukta olan 'şirketler'. Sık sık şirket temsilcileriyle toplantılar yapan Bakan, işleri kolaylaştırmak için yer lisansı hazır olan Akkuyu'yu hedef seçtiklerini açıkladı.

Hilmi Güler macera peşinde olmadıklarını söylüyor, doğru. Ölümcül, pahalı, güvensiz bir teknolojinin barışçıl olduğunu söylemek macera değil, rüya.

Bu hayal salt nükleer enerji rüyası değil, aynı zamanda nükleer silah rüyası.

Nükleer santrallerin eş anlamlısı ölüm, tehlike, nükleer silah. Nükleer santral istemeyenlerin niyeti ise çok basit. Biz yaşama hakkını savunuyoruz. En temel hakkımızı tehlikeye sokan bu teknolojiye karşı çıkıyoruz. Temiz, güvenilir, ucuz enerji istiyoruz.

Ölümcül rüyayı görenlerin, ortak olanların uykusu kısa sürecek. Nükleer karşıtları olarak daha önce uykudan uyandırdık yine uyandıracağız.

Yıllar önce Akkuyu'ya santral kurmak istediğinizi biz unutmadık, siz de kurdurtmadığımızı unutmayın.

Siz kararlıysanız biz daha kararlıyız.

Nükleere karşı yaşamı savunanlar 26 Nisan 2008'de, Çernobil felaketinin 22. yıldönümünde sokakta.

KÜRESEL EYLEM GRUBU"

1 Nisan 2008 Salı

Bir Deli Rüzgar Esse Bir Yerlerden...

Radyoda dinlediğim ilk andan itibaren sözlerini hatırımda tuttuğum ve bunaldıkça bağıra çağıra söylediğim bir şarkıdır “Mevsim Bahar”. Yorumcusu Nilüfer Ören’i bu şarkıdan sonra müzika piyasalarında pek gören olmadı ama adı üstünde “piyasa” bu, kaygan zemin. Belki gözden ırak bir yerlerde bu naif şarkıyı söylüyordur, kimbilir? Söylemiyorsa da bırakabileceği en güzel “tek şarkı”yı arkasında bırakıp gitmiş demektir.