Jane Birkin: Gainsbourg'un Nefesini Uzaklara Taşıyan Rüzgar

Jane Birkin 18 - 19 Ocak'ta Babylon sahnesinde yeniden esecek ve konserin geliri Japonya'daki nükleer felalette zarar görenlere bağışlanacak.

Ane Brun:'Hayatın Anlamı, Hayatınızda Herşeyin Yolunda Olduğunu Düşündüğünüz Saniyelerde Gizli'

25 Kasım 2011 hayat takvimimizin en özel günlerinden biriydi. Konserden önce adına söyleşi demeye dilimizin varmadığı, bizde yaşamımız boyunca hatırı kalacak kahve sohbetimizde Ane Brun'u çok iyi müzisyenliğinin yanında, varoluş meselelerine kafa yoran, ölüm kadar, yaşamdan da korkan, uzun yollarla ve yolculuklarla barışık, müziğiyle kendi yaşam yolunu çizmeye çalışan bir kadın olarak tanıdık.

Destek Ol, Ekümenopolis Sinemalarda Gösterilsin

Şehirde yapılanların sorgulanması ve dönüşümde halkın söz sahibi olması gerektiğine inanan ve politikacıların tartışmaktan özenle kaçındıkları konuların kamuoyuna yansıtılması gerektiğini düşünen Ekümenopolis ekibi, belgeselin sinemalarda daha çok kişiye ulaşmasını sağlamak amacıyla Projemefon.com adresinde bir kampanya başlattı.

Erik Truffaz Quartet'ın Büyüsü

Erik Truffaz'ın 16 Aralık 2011'de Tamirane'de verdiği konserde hüzün dolu notaların uzun soluklu trompet sololarıyla birleşip ayrıldığı, trip-hop, elektronik ve drum'n bass denizlerine yelken açtığı bir gemideydik.

31 Mart 2008 Pazartesi

Madde Madde Maddelemler-2

Birincisi neydi ki ikincisi ne olacak diyen zevzeklere rağmen maddeleri maddelemeye devam:

- 40 ve üzeri beden giysi giyen kadınları yok sayan zihniyetin ırkçılardan farkı yok benim gözümde.

- Otobüste içeri iki gıdım hava girsin diye açılan camı söylene söylene kapatan tiplerin kafasını 2 dakika poşete sokup havasızlığın ne demek olduğunu anlamalarını istiyorum.

- Bana küfür edecekseniz Türkçe etmenizi tercih ederim. Bir önceki yazının yorumcu isimsizine lafım. Kaltak olabilirim ama bitch değilim.

- 15 dakikada hazırlanıp evden çıkabildiğim üniversite yıllarını özlüyorum.

- İstanbul Metrosu'ndaki İbrahim Tatlıses afişlerini gördünüz mü? Çok janti olmuş.

- Hayatım çok fena değişiyor. Gardım düşüyor, tutamıyorum.

- Kendi paçasına basıp düşen kaç salak tanırsınız? Ezgi ben, memnun oldum.

- Freecycle diye bir mail grubu var. İnsanlar kullandıkları ama artık vermek istedikleri eşyalarını ya da okudukları kitap ve dergileri bu grup aracılığı ile paylaşıyorlar. Ben de Roll dergisinin 50. sayısından 100. sayısına kadar olan fasiküllerini bu grubun üyelerinin birinden aldım.

- İzmir Expo'yu kaybetmiş, üzüldüm. Bir yandan da sevindim. Bir sebebi var elbet.

- MNG Holding yöneticibaşısı ‘Depo yerine denize dökmüşler. Ne olmuş yani denize üç tane taş atılmışsa. Adam mı öldü?’ demiş Pina Yarımadası'na yapılan otelle alakalı olarak. Bunlar hep böyleler azizim monşer. Mal bulmuş mağribi gibi üzerine atlarlar olayın. Neymiş efenim, sahili doldurmaktan kıyı şeridinin şekli şemali değişmişmiş. Denizden kum çekilip sahil dolduruluyormuşmuş. Otel kaçakmışmış. Geçiniz efenim. Temiz Ege güneşinde altlı üstlü kızaracak turistler altıgünbeşgece, çilçil dolarlar allinkulusiv, 3-5 çakılın lafı mı olur gerçekten? Kökü dışarda bu çevrecilerin, monşer. Halbuki herkes sizin kadar vatan-millet-sakarya çıkarını ve Türkiye'nin bekasını ve bekaretini kollasa.

30 Mart 2008 Pazar

İçinde Sinek Yüzen Çorba

Emily Haines'ten "Doctor Blind" adlı şarkıyı dinliyordum ki aklıma geçen seneden kalma iğrenç şarkılar dosyam geldi. Ne alakaysa... Bu kadar güzel bir şarkıyı dinlerken benim olur olmaz şeylerden olur olmaz şeyler sentezleyen, tabiri caizse çorbalayan beynim neden Asuman Krause ya da Demet Akalın'ı hatırlıyor? Geçen akşam Ayşe Hatun Önal'ın, nam-ı diğer Cipso Çıtırı Ayşe'nin yeni şarkısı "Kalbim Ben"i dinlemekten olabilir mi?

Bu hatunların başınıza gelen en kötü şey olmadığı konusunda iddialıyım. Yatıp kalkıp dua edin ya da reiki yapın, ben şarkı söylüyor olsaydım, ve üstelik şeytan kulağına kurşun o şarkıların sözünü-müziğini kendim yazıyor olsaydım, mahvolmuştunuz. İnanın bana, geçtiğimiz sene bu zamanlar tez yazmaktan arta kalan vakitlerde balkonda çamaşır asarken söylediğim en ufak noktalama işareti bile bana ait olan şarkıyı tesadüfen duyup da "aman yarabbim, bu ne harkulade bir ses, hemen gazinoma assolist yapayım" diyen bir Erol Köse Production olmadığı için şanslısınız.

İşte ortalığı kırıp geçirebilecekken sahibesinin pembe panjurlu ve sakin bir hayat istemesi nedeniyle tozlu raflarda küflenmeye bırakılmış o şarkı, işte ilk Metaformik Şaheserim: "Sinek Kadar Kocam Olsun, Başımda Dursun"

sinek kadar kocam olsun başımda dursun/ gerekirse platform topuklu ayakkabı giymeyivereyim, bu da benden olsun../evim barkım huzurla dolsun,/ kıskananlar kendini yolsun. / komşu kadın dedi ki gel dedikodu var/ dedim ki dedikodudan ayıp ne var.../tek taşımı kendim alamadım kocam aldı/ sinek kadar minek kadardı ama para ondaydı.../tek taş mek taş gerekmezdi, köşebaşındaki bankanın önündeki gençten bir liraya gül alsa yeterdi.../aslında yetmezdi/ sinek kadar kocam evlenmeden emesenden bütün yakışıklıların adını sildirmişti…/ istediği fedalarlık ancak tek taş ilen ödenirdi…/ "

Müziğini ise... Duymak bile istemezsiniz. Tek sözcükle tarif etmem gerekirse elektronikaltyapılıfüjınikteknopop.

Emily Haines'in bütün bunlarla ilgisi ise... Yoktur.

29 Mart 2008 Cumartesi

Ne harika bir hayat...

Sene 99. Onaltı yaşındayım. 5yıldızlıbirotelin sağlık kulübünün resepsiyonunda stajyerim. Gecenin bir yarısı. Ortalıkta cebindeki binlerce doları harcamak için resepsiyonistlerden eskort kız talebinde bulunan koca göbek Rus morukları ile allinkulusiv yiyip içen, çokça da içen ve içtiğini otel havuzuna kusan onaltılık kızlardan başkası yok. Arada süpervizör'ün eski karısı arıyor. Kadına "kendisi şu an burada yok, otomasyonda, kendisi yok, not alayım, kendisi yok, aradığınızı iletirim, kendisi yok, ulan salak karı, anla işte yok dedirtiyor karaktersiz!" demekten imanım gevriyor. Sonuncusu içimden tabi. Çoğunlukla paparayı yiyorum ve hırsla telefonu kapadıktan sonra derin nefes alıp etrafıma bakıyorum. Gri-beyaz bir yer. Çoğunlukla yıkamaya bile üşendiğimiz meyveler bir sepette duruyor. Yanında su makinası. Durum böyleyken, yani bu kadar karaktersizken, bir şarkı çalıyor otelin ortak müzik yayını sisteminden: Wonderful Life. Klibi aklıma geliyor şarkının. Klip görüntülerinin gri-beyazı otelinkine karışıyor, oteli biraz da olsa kişilikli kılıyor.

Saat 11'de mesai bitecek, 12'deki servis aracı ile eve gideceğim, yatıp uyumam 2. Ertesi gün 3'te aynı terane(ler). Etrafta sırtlarına yapışmış t-shirtlerle dolaşan adamlar, havuç suyu içip duran kadınlar. Belki o stajın hatırımda bıraktığı sıkıcı imgeler nedeni ile beşyıldızlıotelleri hala sevmem. Terli göbekler, onaltıyaş istifraları ve telefon yalanları gelir aklıma. Ve standartlar... Ve takımlar... Ve birbirinin aynı mekanlar...Falanlar filanlar...

27 Mart 2008 Perşembe

Leonard Cohen ile Ağustos'ta Rapsodi

Bu yaz mevsiminin müzika severler adına oldukça hareketli ve bereketli geçeceğini biliyorduk ama Leonard Cohen'in 5-6 Ağustos'ta Kuruçeşme dolaylarından halka ninniler çığıracağı haberi ajanslara yeni düştü. Konser hakkında şimdilik tarihi ve mekanı konusunda bilgimiz olsa da konser ile ilgili detayları elimize ulaştıkça aktaracağız elbette. İstanbul daha Björk'ün çığlıklarını kulak zarından silemeden Leonard Cohen'e maruz kalacak anlayacağınız...

Şimdi siz haberin kaynağı diye tutturursunuz

Cohen'den The Future:

25 Mart 2008 Salı

27.Uluslararası Film Festivali'nden Seçtiğim Filmler

Kasım sonundan mart başına kadar olan süre boyunca günümüz gençliğinin muzdarip olduğu en önemi sorunlardan biri olan işsizliğin tadına ucundan da olsa baktıktan sonra, yaklaşık bir aydır keyifli ve koşuşturmalı bir işte çalışıyorum. Bu durum, Alternatif-İstanbul’un güncellenmesini de etkiliyor dikkatli okuyucunun fark ettiği üzere. Bu yazıyı da sabah 6’da uyanıp giyinmemle otobüse binmem arasındaki sürede yazıyorum.

5 Nisan’da başlayacak 27.İstanbul Film Festivali’ni duyurmuş, ama film seçkimi sonraya bırakmıştım. Programı eski yıllardaki gibi oturup uzun uzadıya inceleyemedim o nedenle güncelleme hakkımı baki tutarak listemi paylaşıyorum:

1. I’m Not There, Todd Haynes

2. Funny Games (Ölümcül Oyunlar), Michael Haneke

3. Delicatessen (Şarküteri), Marc Caro & Jean-Pierre Jeunet

4. La Cité Des Enfants Perdus (Kayıp Çocuklar Şehri), Marc Caro & Jean-Pierre Jeunet

5. It’s A Free World (İşte Özgür Dünya), Ken Loach

6. Leopar, Visconti

7. Fados (Fadolar), Carlos Saura

8. The Princess Of Nebraska (Nebraska Prensesi) , Wayne Wang

9. Milyang (Güneşli Kent), Lee Chang-Dong

10. Unfinished Sky (Bitmemiş Gökyüzü), Peter Duncan

Keyifli seyirler.

19 Mart 2008 Çarşamba

Tarihten aldığımız tek ders, tarihten ders alamadığımız

Gelme Bush
Bugün 19 Mart 2008. Bir başka deyişle Amerika'nın demokrasi götürmek bahanesi ile Irak'ı işgalinin 5. yılı. Türkiye'nin pek yoğun(!) gündeminin arasında büyük olasılıkla gözden kaçırıldı. Yakın komşunun aradan geçip giden 5 yıla rağmen hala işgal altında olması bizim buralarda "büyük haberlerden" arta kalan "küçük sütunlara sığıştırılırken, Independent gazetesi konuyu manşete taşıdı ve iki önemli uzmanın konu hakkındaki görüşlerine yer verdi. BBC Türkiye tarafından aktarılan habere göre Robert Fisk, Independent gazetesinde yer alan ve "Babilin fethinden, Bağdat'ın işgaline tarihten alamadığımız dersler" başlıklı yazısında yazısında şu gerçekçi açıklamalara yer vermiş:

"Tarihten aldığımız tek ders, tarihten ders alamadığımızdır.

Amerika'nın askeri prestiji büyük darbe aldı. Müslümanların topraklarında halihazırda Haçlı Seferleri sırasındakinden 22 kat daha fazla Batılı asker var.

Niçin oralara gittik? Petrol için mi? Demokrasi için mi? Yoksa İsrail için mi? Ya da kitle imha silahları veya İslam korkusu mu bizi oralara götürdü?

Irak'ı kaybettiğimiz gibi Afganistan'ı da kaybediyoruz. Pakistan'ı da kaybedeceğiz. Oralardaki askeri varlığımız, kibirimiz, tarihten ders almamada ısrar etmemiz ve İslam terörümüz bizi uçuruma sürüklüyor.

Müslümanları kendi başlarına bırakmayı öğrenmedikçe Orta Doğu'da yaşadığımız felaket daha da büyüyecek. İslam'la terör arasında bir bağ yoktur. Ama bizim Müslüman topraklarını işgal etmemizle terör arasında bir bağ vardır. Bu çok zor denklem değil. Dolayısıyla anlayabilmek için de, soruşturma başlatılmasına ihtiyacımız yok."

Aynı gazetenin başka bir Orta Doğu uzmanı Patrick Cockburn de, "Bu savaş yalanlarla başladı ve yalanlarla devam ediyor" demiş ve devam etmiş:

"Savaş zamanlarında tüm hükümetler yalan söyler. Ancak Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere son beş yıldır Irak konusunda yalan bir propaganda yürütüyor. Bu Birinci Dünya Savaşı'ndan bu yana tanık olduğumuz en gerçek dışı propaganda."

Bu cuma Amerika Başkan Yardımcısı Dick Cheney, Türkiye'ye neresinin süpriz olduğu anlaşılamayan bir süpriz ziyarette bulunacak. Cheney'in Irak'ta bulunduğu süre içinde ülkede meydana gelen onlarca patlama, Bush'un (Puşt okunur) hala pişkince savunduğu "Amerika'nın Barışın Savunucusu" olduğu yalanının üzerinde insanı bir daha düşünmeye itiyor doğrusu.

15 Mart 2008 Cumartesi

Lush: Şeker misin, Çikolata mı?

Bu sitede ilgi alanıma girmediklerinden kozmetik ya da moda gibi konulardan hiç bahsetmemiştim, bu bir ilk olacak. Bu yeniliği Lush'a borçluyuz. Lush Londra merkezli bir kozmetik firması ve 2007 yılında Türkiye'de satışa başladı. Lush'ı benim gözümde diğer firmalardan ayıran iki önemli özellik bitkisel yağlar kullanılarak hazırladıkları özel taze ve el yapımı ürünler ile bu ürünlerin hayvanlar üzerinde test edilmemesi. Lush'ın doğa dostu politikası ürün ambalajlarında ve ürünleri paketledikleri materyallerde de kendini gösteriyor.

Rengarenk bir şekerci dükkanını anımsatan Lush'ın yerini sormaya bile gerek yok aslında, bulunduğu sokağa yayılan enfes gibi kokuyu takip ederek kapısını bulabilirsiniz. Ama yine de belirtmekte yarar var ki Lush'ın İstanbul'da iki satış mağazası bulunuyor, biri ne mutlu ki Suadiye'de, diğeri Nişantaşı City's Alışveriş Merkezi'nde.

Lush Türkiye'nin Websitesi için tıklayın.

Madde Madde Maddelemler

-Sabahları "günaydın", akşamları "iyi akşamlar" demekle dilinizi eşek arısı sokmaz. Uyuşturucu neyin kullanmıyorsanız tabi, kehkehkeh...

-Trafik sıkışıkken kornaya asılmanız yolu açmaz.

-Boğaziçi Köprüsü'nün en seksi yeri, İETT ve Halk Otobüsleri için ayrılmış olan tali yoldur. Hergün yüzlerce otomobilin trafiğe katıldığı bir şehirde toplu taşımaya geçilen tek kıyağı çok görüp uyanıklık yapmayın, ekip otosuna yakalanırsanız karışmam.

-Kolektif bilincin en iyi örneklerinden biri, otobüste hayat pahalılığından bahsederken oluşandır.

-Pazarda tezgahtakilerin fiyatı satıcısına sorulur, tezgahın başında bekleyen müşteriye değil.

-Björk geliyor diye herkes sevinmek zorunda değil.

-Sakarlık bir insanlık suçu değildir.

11 Mart 2008 Salı

Oşın

Durum vahim, sabah öğle akşam içinden Ocean geçen şarkılar dinleyip karasal alanda debelendikten sonra eve gelip ikiseksen...Ne fotoğraf, ne sokak keşifleri, ne avare dolaşmalar... Haftasonu 3 Almodovar filmini arka arkaya izlemekten başka birşeycikler yapmadım. E bir de içinden Ocean geçen şarkılar, mesela şu. Şey gibi...Dalgalarda Süper Maryoculuk oynamak gibi...

10 Mart 2008 Pazartesi

Umudunu Göster

2003 yılından bu yana tırıyla dünyayı gezen 80Soru Vakfı’nın Global Gezici Sergisi “Umudunu Göster”, 10-15 mart tarihleri arasında İstanbul’da olacak ve 12-14 Mart tarihlerinde Hafriyat Karaköy mekanında koleksiyonundan 80 eserlik bir seçkiyle İstanbullu sanatçılar ve sanatseverlerle buluşacak. 80Soru Vakfı’nın Global Gezici Sergisi, uğradığı şehirlerdeki sanatçılarla iletişime geçip “umudunu göster”mek isteyen sanatçıların çalışmalarını sergi koleksiyonuna dahil ediyor. Sergiye her yıl 75 ila 100 yeni eser katılıyor.

Martin, 4 yıldır “Umudunu Göster” projesiyle yasadığı deneyimi, sergiye dahil olan çalışmaların özgün hikayelerini canlı performansla izleyicilerle paylaşıyor. 12 mart açılış gecesi 19.00’da, Martin performansını gerçekleştirecek ve sergi süresince hergün 17.00-19.00 saatleri arasında tekrarlayacak.

İstanbullu Sanatçılara Açık Çağrı

Global Gezici Sergi “Umudunu Göster” Hafriyat Karaköy’de konaklayacağı tarihler arasında, İstanbullu sanatçılarla tanışmayı ve onları da bu global etkinliğe dahil etmeyi amaçlıyor. İlgilenen sanatçılar 12-14 mart tarihleri arasında Hafriyat Karaköy’e uğrayarak hem sergi koleksiyonunu gezebilir, hem de Global Gezici Sergiye katılabilir.

Gezici Global Sergi 2008 seyahati, Türkiye’nin bir ucundan diğerine, Gürcistan, Azerbaycan, İran ve Pakistan’dan Hindistan’a, dünyanın paylaştığı resim yapma geleneğini modern bir yolculuğa çıkarıyor.

8 Mart 2008 Cumartesi

Hep Birlikte Açık Radyo!

Açık Radyo’nun Dinleyici Destek Projesi özel yayını 5. yılına başlıyor…

Adalet ve barış, hukuk ve insan hakları, demokrasi, küresel iklim krizi, rock, caz, klasik müzik, edebiyat, çocuk, mimarlık, opera, rebetiko, sağlık, kedi, köpek, elektronik müzik, hip-hop, bilim kurgu, atçılık, deniz, teknoloji, yemek, dünya müziği... Kâinatın tüm seslerine, renklerine ve titreşimlerine Açık Radyo, 13 yıldır bağımsız yayın deneyimini, 94.9 frekansından kâinata seslenerek sürdürüyor.

Müstesna konukların programcılar ve dinleyicilerle birlikte yayın yapacakları Dinleyici Destek Projesi, 5. yıl özel yayınına 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde başlıyor. Feryal Öney, Ayşe Kadıoğlu, Aylin Aslım, Leman Sam ile başlayacak ve Sezen Aksu’yla sona erecek olan şenlik; Açık Gazete’ye konuk olacak dinleyiciler ve yakında basılacak olan Açık Radyo ansiklopedik kitabından ilginç maddelerle 16 Mart’a kadar sürecek. Dinleyici Destek Hattı: (0 212 343 41 41) ya da (www.acikradyo.com.tr)

Not: Açık Radyo'nun projesini program listesini gün be gün ana sayfadan yayınlayarak destekleyeceğiz.

7 Mart 2008 Cuma

Artık Susacağım / Artık Konuşacağım

Yarın 8 Mart Dünya Kadınlar Günü. Öncesinde 6. Uluslararası Gezici Filmmor Kadın Filmleri Festivali'nin tanıtım filmi elimize ulaştı. Lütfen izleyin, izlemekle kalmayın, tanıdıklarınızla paylaşın. Tanıtım filmi ile yetinmeyin, festival programını da takip edin.

Festivalin resmi websitesi

6 Mart 2008 Perşembe

Var mısın?

Dilek Türker -Tiyatro Ayna yeni bir oyunla Mart ayında seyirci karşısına çıkıyor.

VAR MISIN?

Yeni oyunlar ve Türk tiyatrosuna yeni metinler kazandırma yönüyle özel bir yere sahip olan Dilek Türker, Tiyatro Ayna ile sezona 'Var mısın?' adlı yepyeni bir oyunla giriyor. Önder Paker'in yazdığı, Mahmut Gökgöz’ ün sahneye koyduğu 'Var Mısın?', konusu itibariyle; kadın-erkek ilişkilerini, iletişim ve iletişimsizlik temalarını, telekomünikasyonun günümüzdeki yerini ve önemini, sanal dünya ve gerçekler arasında varlığını kanıtlamaya çalışan günümüz insanının komik durumlarını yansıtmaktadır.

Baş rollerini iki büyük sanatçı, Dilek Türker ve Kazım Akşar'ın oynadığı 'Var Mısın?' adlı müzikli komedi, 27 Mart 2008 – Dünya Tiyatrolar Gününde Profilo Kültür Merkezinde yapılacak prömiyer ile seyirciye sunulacak.

Her yönüyle ustaları bir araya getiren prodüksiyon olarak hazırlanan “Var Mısın?” adlı oyunun müzikleri, uzun yıllar tiyatro müziklerinde büyük başarılara imza atan Nurettin Özşuca'ya , dekor tasarımı alanında en iyilerle tanınan Osman Şengezer’e ait. Kostüm tasarımı ise moda dünyasının ünlü ismi Tunay Sarız Acar'ın. Oyun ayrıca, iki usta tiyatro sanatçısı ile birlikte genç yetenekler Meltem Köse, Sema Şahingöz ve Yiğit Çelik’ i de izleyici ile buluşturuyor.

Tarih : 27 Mart 2008 Yer : Profilo Kültür Merkezi İletişim : 0 212 217 70 97 /98

3 Mart 2008 Pazartesi

Istanbul' a

hayatım sadece bir gün olsaydı

onu sende yaşardım şüphesiz

belki ceviz ağacı olurdum toprağında, Nazım gibi

izlerdim olanca yüksek dalımdan seni

ya da dinlerdim Orhan Veli gibi

eteklerinde çırpınan kuşun sesini

ama sende olurdum şüphesiz

bilsem de yarın öleceğimi

Ozan Ezgi Berberoglu

2 Mart 2008 Pazar

Okumalı-Dinlemeli Gezmeler

Çok gezen mi bilir, çok okuyan mı? Bu soru, aynen "yumurta mı tavuktan çıkar, tavuk mu yumurtadan?" sorusu gibi gereksiz münazaraların en mühim konu başlıklarından birisi. Söz konusu İstanbul olunca neden yalnızca gezmekle ya da yalnızca okumakla yetinelim ki?

Mesela dinleyelim: Evin açık penceresinden iskeleden kalkan ada vapurunun sesi girsin odaya. Karşı pencerede bir rüzgar çanı. Arada martı, çokça karga sesleri. Kedi Felicita, uyuklarken ağzını şapırdatsın. Kalan Müzik arşivinden "İstanbul'un Hanımları/ Women of Istanbul" albümü dönsün dursun müzikçalarda.

Okuyalım mesela: Artun Ünsal'ın "Benim Lokantalarım İstanbul'dan Anadolu'ya Göz ve Damak Anıları 232 Adres" adlı kitabını.

Kapılardan baktırmayı pek seven Mart, kazmaları kürekleri yaktırıp yerini Nisan'a bıraktığında bu okumalar gezmelere-görmelere-keşiflere pek yaraşır, beş duyunuzu da birbirinden ayırmadan açık tutun derim bundan sebep.

Bir de blog önerisi: İstanbul'un Lezzetleri'nin İzinde