Jane Birkin: Gainsbourg'un Nefesini Uzaklara Taşıyan Rüzgar

Jane Birkin 18 - 19 Ocak'ta Babylon sahnesinde yeniden esecek ve konserin geliri Japonya'daki nükleer felalette zarar görenlere bağışlanacak.

Ane Brun:'Hayatın Anlamı, Hayatınızda Herşeyin Yolunda Olduğunu Düşündüğünüz Saniyelerde Gizli'

25 Kasım 2011 hayat takvimimizin en özel günlerinden biriydi. Konserden önce adına söyleşi demeye dilimizin varmadığı, bizde yaşamımız boyunca hatırı kalacak kahve sohbetimizde Ane Brun'u çok iyi müzisyenliğinin yanında, varoluş meselelerine kafa yoran, ölüm kadar, yaşamdan da korkan, uzun yollarla ve yolculuklarla barışık, müziğiyle kendi yaşam yolunu çizmeye çalışan bir kadın olarak tanıdık.

Destek Ol, Ekümenopolis Sinemalarda Gösterilsin

Şehirde yapılanların sorgulanması ve dönüşümde halkın söz sahibi olması gerektiğine inanan ve politikacıların tartışmaktan özenle kaçındıkları konuların kamuoyuna yansıtılması gerektiğini düşünen Ekümenopolis ekibi, belgeselin sinemalarda daha çok kişiye ulaşmasını sağlamak amacıyla Projemefon.com adresinde bir kampanya başlattı.

Erik Truffaz Quartet'ın Büyüsü

Erik Truffaz'ın 16 Aralık 2011'de Tamirane'de verdiği konserde hüzün dolu notaların uzun soluklu trompet sololarıyla birleşip ayrıldığı, trip-hop, elektronik ve drum'n bass denizlerine yelken açtığı bir gemideydik.

28 Şubat 2008 Perşembe

Kali Diaskedasi/ İyi eğlenceler: Kultur Shock 7-8 Mart'da Balans'ta

Ne yalan söyleyeyim, bu siteyi hayatımdaki pek çok şeyden daha fazla seviyorum. Belirgin huylarımdan biri olan biriktirme merakımı buraya da yansıtmışım zira. Bundan olsa gerek, satır aralarında flashback yapıp arşivden parçaları alıntılamak hoşuma gidiyor.

İstanbul'da ne olup bittiğini ileten e-postalar arasında Kultur Shock ile ilgili olanı görünce yine arşive döndüm baktım bu güzide grubun ilk teşrifleri ne zamanmış diye. 4 Mayıs'ta Balans'ta sahne almışlar, işbu yazı böyle diyor.

Kultur Shock bahar kapıyı çalmak üzereyken dinlenebilecek en fanfinifinfon* müziği icra ediyor. Canlı performansını barınacak eviniz, yiyecek ekmeğiniz ve ay sonunu getirecek umudunuz var ise 7-8 Mart'da Balans'ta dinleyebilirsiniz/ izleyebilirsiniz. Bilet almak için 30 YTL'Yi bir kenara ayırın.

*Fanfinifinfon ve Paçoz sözcüklerinin söylenişine ve tınısına bayılıyorum ve şu aralar anlamlarını azıcık deforme edip sıkça kullanıyorum. Fanfinifinfon diyorsam bilin ki keyif verici, fingirdetici, canlandırıcı anlamında kullanmışımdır.

27 Şubat 2008 Çarşamba

Bizden Güzel Haberler

Zeyrek, 2006

2008 yılı Alternatif-İstanbul için çok güzel gelişmelerle başladı. Önce Filmmor'un düzenlediği 6. Gezici Filmmor Kadın Filmleri Festivali'nin destekçisi olduk. Bugün festivalin afişinin "Basın Sponsorlari" bölümünde bizim meraklı zürafalarımızın arz-ı endam ettiğini görmek büyük bir keyifti doğrusu.

Dün de Zip İstanbul dergisinden yüreklendirici bir ileti ve röportaj önerisi aldık. Önümüzdeki günlerde Alternatif-İstanbul'un neden ve nasıl varolduğunu Zip İstanbul okurlarıyla ve sizlerle bir kere daha paylaşacağız!

6.Uluslararası Gezici Filmmor Kadın Filmleri Festivali Programı

6.Uluslararası Gezici Filmmor Kadın Filmleri Festivali’nde, Kadınların Sineması bölümünde, Hindistan’da gökdelenlerle dolu modern bir şehirde kadınlar gidecek tuvalet bulamazken, Makedonya’da akordiyon çalmak isteyen genç bir kadın geleceği için mücadele ediyor... Kanada’da birden fazla kişiyi sevmenin mümkün olduğuna karar veren başka bir kadının hikayesi, İzlanda’da ailesine cinsel yönelimini söylemeye hazırlanan genç bir kadının karşılaştığı sürpriz, İsrail’de hep içine atmaktan sıkılan bir kadının her şeyi bir anda silip atmasının gerçeküstü öyküsü, ABD’de siyah kadınların cinsel saldırıya karşı örgütlenmeleri, İran’dan Furuğ’un sesi… Kadınların Sineması’nda aşağıdaki filmler izlenebilecek:

68° ve Açık / Dawn Westlake / ABD

Aile Toplantısı / Ísold Uggadóttir / İzlanda

Bazı Kadınlar / Sally Grizzell Larson / ABD

Bir Başka Güzel Gün Daha / Tu, Pei-Shih / İngiltere

Büyük Aşık / Martine Asselin / Kanada

Cinsel Saldırıya Son! / Aishah Shahidah Simmons / ABD

Dilsizleştirilme / Efsun Dürriye Namal, Özlem Sarıyıldız / Türkiye

Dön Oyun Oynayalım / Ayten Başer / Türkiye

Dört Harfte Ölüm / Katie Steed / İngiltere

Fondöten / Yeşim Doğan / Türkiye

Gündelik Hayatın Pornografisi / Jane Caputi / ABD

Helin / Sibel Akkulak / Türkiye

Kameralı Kadın / Yeşim Aslan / Türkiye

Kimsenin Evcili / Ayşegül Güryüksel / Türkiye

Kontrol / Buket Öngen / Türkiye

Kusursuz Sportmenliğin Tarihi / Erika Tasini / İtalya – ABD

La / Elif Nur Kerkük / Türkiye

Mahremiyet / Eva Weber / İngiltere

Makedonya Rüyası / Biljana Garvanlieva / Almanya

Metamorfoz / Netalie Braun / İsrail

Saklı / Laleh Barzegar / İran

Satıldı / Marie José van der Linden/ Hollanda

Satılık Değil / Marie Vermeiren / Belçika

Susma Söyle / Inbar Levi / İsrail

Tuvalet Nerede Acaba? / Paromita Vohra / Hindistan

Tutsak’tan Yeniden Doğuşa / Elif Bezal / ABD –Türkiye

Zamane Sığınakları / Heddy Honigman / Hollanda

2007’de 43 yerli filmin vizyona girdiği ama yönetmeni kadın olanlarının sayısı hala bir elin parmaklarını bulmayan Türkiye’de Kadınların Sineması’ndan:

Mavi Gözlü Dev / Biket İlhan / Türkiye

Saklı Yüzler / Handan İpekçi / Türkiye

Bu yılın teması ‘kadınların tarihi’. Temamızı ‘Kadınların Tarihi: İtaat, İsyan, Feminizm’ diyerek genişlettik çünkü kadınların tarihi itaat etmek kadar isyan etmenin de tarihi ve başka bir hayat düşlemenin yani feminizmin de… Tema bölümümüzde dünyanın çeşitli ülkelerinden ve Türkiye’den kadınların itaatten isyana var olma ve direnme hikayelerini, düşlerini buluşturan aşağıdaki filmler izlenebilecek, filmlerden beşi de Filmmor’dan:

Biri Şarkı Söylüyor, Öteki Söylemiyor / Agnes Varda / Fransa

Çalışkan Rosie / Connie Field / ABD

Çiçekler Simone de Beauvoir İçin / Carole Roussopoulos, Arlène Shale / Fransa

Gül De İstiyoruz / Alina Marazzi / İtalya

Judith Butler’la Başbaşa / Paule Zajdermann / Fransa

Kadın Kurtuluş Hareketi Tarihinden / Carole Roussopoulos / Fransa-İsviçre

Köle Pazarı / Vicky Funari, Sergio De La Torre / ABD

Özgürlük Tutkusu / Paula McKeown / Kanada

Sessiz Sinemada Sufrajetler / Kay Sloan / ABD

Shushanik Hakkında Bilinen İki-Üç Şey / Tina Bastajian / ABD

Şövalye Kadınlar / Barbara Teufel / Almanya

Tupperware: Kariyer Saklama Kapları / Vali Fugulin / Kanada

Filmmor’dan:

İsyan-ı Nisvan / Melek Özman

Morgündem 2007 / Birsen Atakan, Güliz Sağlam, Leyla Karagül, Melek Özman

“Namus” Nedir? / Birsen Atakan, Güliz Sağlam, Melek Özman, Ülkü Songül

Vakad / Melek Özman, Ülkü Songül

Yaka-Koop / Melek Özman, Ülkü Songül

İletişim

İstiklal Caddesi

Bekar Sokak No: 7/6

Beyoğlu / İstanbul

Tel: +90 212 251 59 94

Web: www.filmmor.org

E-mail: filmmor@filmmor.com / festival@filmmor.com

6. Gezici Filmmor Kadın Filmleri Festivali Başlıyor!

14 Mart – 12 Nisan 2008 tarihlerinde yapılacak olan festivalin bu yılki teması ‘Kadınların Tarihi: İtaat, İsyan, Feminizm’’. İtaat etmek kadar isyan etmenin, başka bir hayat düşlemenin yani feminizmin de tarihi olan kadınların tarihinden filmler, kadınların var olma ve direnme hikâyeleri, düşleri… 13 ülkeden 46 film, 6.Uluslararası Gezici Filmmor Kadın Filmleri Festivali ile sizlerle…

Bu yıl altıncısı düzenlenen Uluslararası Gezici Filmmor Kadın Filmleri Festivali, İstanbul’da 14-22 Mart 2008 tarihleri arasında yapılacak. Fransız Kültür Merkezi ve Alkazar Sineması salonlarında gösterilecek filmler, İstanbul’dan sonra 28-29 Mart’ta Eskişehir, 4-5 Nisan’da Tunceli ve 11-12 Nisan’da Van’da izleyicileri ile buluşacak.

Festival kapsamında forum, film okuma atölyesi ve yönetmenlerle söyleşiler de gerçekleşecek.

Festivalde yer alacak filmlerin listesi için tıklayın.

26 Şubat 2008 Salı

İstanbul Hatıralar Kolonyası*

Bir Sudan atasözü: "Hiçbir mutfak birden çok kadını alacak kadar geniş değildir." der ama İstanbul bu konuda bir istisnadır bana göre. Ben İstanbul'u her gelenin masaya bir tabak koyduğu, basit bir yemeğin bile pişirene göre çeşitlendiği, bol baharatlı, çok kültürlü, büyük bir mutfağa benzetirim. Bu mutfağın adına ister Byzantium, ister Costantinapolis ya da İstanbul densin farketmez, her gelen avucunda sakladığı baharatla zenginleştirmiştir eldeki malzemeyi.

İstanbul'un yeme içme kültüründe meyhanelerin yeri ise tartışılmaz. Bütün dışarıdan müdahalelere rağmen Yeditepe'nin bağrında hala yetişen birbirinden leziz otlar ve sebzeler, turşuya ve mezeye dönüştürülüp meyhane masalarında rakının yanına katılır ve yüzlerce yıldır İstanbul Mutfağı'nda yemek pişiren Rum, Ermeni, Beyaz Rus ve daha 70 milletten ustanın tarifleri yaşatılır.

Bu kadar keyif ehli bir mutfakta, bir o kadar keyif ehli müzikler dinlenir. Kah sefarad müziği, kah ağdalı Türk Musikisi, kah Rembetiko. Rembetiko denince de akla Roza Eskenazi gelir. 7 yaşında İstanbul'dan Selanik'e göçeden Roza'nın sesi denizaşırı memleketlerden doğduğu şehre uzanır, dinleyeni mesteder. İşbu nedenledir ki fikrimce şu aralar İstanbul'a en güzel yakışan ses, Roza'nın Memories albümünden kulaklara yayılır. Yanıbaşına Selim İleri'nin İstanbul Hatıralar Kolonyası* kitabı yakışır.

23 Şubat 2008 Cumartesi

Bir Mucize Bekliyorum

marianne

Olay şöyle gelişti: Bahardan kalma bir İstanbul gününde İstiklal Caddesi'ne doğru yürürken Marianne Faithfull konserinin ilanı çıkıverdi karşıma. Aslında bu haberi biletler bitmesin, bir mucize olur ve giderim diye konsere 3 gün kala vermeyi planlıyordum ancak bütün İstanbul'un bildiğini sizden saklayacak halim yok. Diyorlar ki efsanelere inanın zira Faithfull İstanbul'a geliyor.

Mucize bunun neresinde diye soran olursa yanıt cüzdanda gizli. Bunlar hep "hurma çekirdeği bereket getirir." diyenlere inanmadığım için oluyor.

22 Şubat 2008 Cuma

Gereksiz Ayrıntı

Şu hayatta gerzekliğimden olsa gerek anlam veremediğim onlarca şey var. Onlardan ikisi, kimi insanların ölü bir hayvanın başında sırıtarak fotoğraf çektirmekten haz almaları ve romantik komedi diye adlandırılan güdük filmlerde öpüşüp sarılan çiftin etrafındaki genç-yaşlı herkesin birdenbire sevgi kelebeği olup birbirlerini öpmeleri, küslerin barışması, çocukların dansetmesi ve hatta hep birlikte şarkı söyleyip el çırpmalarıdır. (Örnek)

20 Şubat 2008 Çarşamba

Kadın Eli Değmiş Arabesk

Madem çocukluğumda ne menem bir deli olduğumu anlatmaya giriştim, devam edeyim. 8-9 yaşlarında büyüyünce minübüs şöförü olmak istiyordum. Minibüs şöförleri kadar para kazanan bir başka meslek erbabı aklıma gelmiyor, her arabasına binen kendisine para uzatıyor diye ne kadar şanslı olduğunu düşünüyordum. Bu nedenle biriktirdiğim paraları kumbaramdan çıkarır, minibüs şöförü olup ön koltuğa, yani koltuğun başına tüner, paraları bir elimden ötekine geçirir, bu işten büyük keyif alırdım. Oyundan sıkılınca ya da uykum gelince, ne kadar olduğunu adım gibi bildiğim parayı günün hasılatı diye yeniden sayar, para kazanmışım gibi mutlu olurdum.

Sonra defalarca izlediğim Türk filmlerinin de etkisiyle pavyon şarkıcısı olmayı hayal etmeye başladım. Filmdeki iyi kız pekala zorla pavyona düşmüş olabilirdi, ancak sahne ışıkları altında gözlerini süze süze okuduğu şarkılar beni kızın zavallılığından çok daha fazla ilgilendirirdi. Bir anda hayal gücüm harekete geçer, şarkıcı kadın olur, masalarında oturan dinleyicilerime, yani odadaki koltuklara playback yapmaya başlardım. Şarkım bitince de "şıkşıkşık" diyerek alkış efekti yapar, kuliste süzüle süzüle hayranlarımı kabul ederdim. Türkan Şoray, Hülya Koçyiğit, Sevda Ferdağ falan halt etmişti yanımda.

Şimdilerde minibüs ya da pavyon şarkısı gibi etiketlerle kimilerince aşağılanan müziklere olan merakım belli ki o zamanlardan kalmadır. Bir Esengül olsun, bir Kamuran Akkor ya da Handan Kara olsun, yüreğime fena dokunurlar şarkılarıyla. Bergen'in azılı bir hayranıyım. Neşe-Gülden Karaböcek dinlerken demlenmeyi severim. Bütün bunlar ne denli cızırtılı kayıtlar olursa, o kadar makbuldür benim için. Arabeskin kadın eli değmiş olanını severim.

"Kadın Eli Değmiş Arabesk: Youtube'un Katkılarıyla" Esengül - Beterin Beteri Var Bergen - Kul Feryadı Bu Kamuran Akkor - Bir Ateşe Attın Beni (bunu ayrı severim) Neşe Karaböcek - Ben Seni Unutmak İçin Sevmedim

19 Şubat 2008 Salı

Işık Oyunu

Küçük bir kızken oynadığım bir oyun vardı. İki elimle gözlerimi sıkıca kapatır, geçici karanlığımda oluşan ışık uzmelerinin hareketlerini ve değişen renklerini izlerdim. Maviye, açık yeşile, turuncuya, sarıya ve pembeye döner, şekilden şekle girerlerdi.

Türlü sancılarla geçen ilk gençlikte aynı oyunu derin bir nefes alabilmek, kırıp dökmelerime ara verebilmek adına oynamaya devam ettim. Avucumun karanlığındaki ışık, her gereksinim duyduğumda aynı yerinde, avucumdaydı.

Hala aynı oyunu oynuyor muyum? Evet. Ama bu sefer arka fonda "Sullen Girl" çalarken dans ediyor uzmeler.

days like this, i don't know what to do with myself

all day -- and all night

i wander the halls along the walls and under my breath

i say to myself

i need fuel -- to take flight --

and there's too much going on

but it's calm under the waves, in the blue of my oblivion

under the waves in the blue of my oblivion

is that why they call me a sullen girl -- sullen girl

they don't know i used to sail the deep and tranquil sea

but he washed my shore and he took my perl

and left and empty shell of me

and there's too much going on

but it's clam under the waves, in the blue of my oblivion

under the waves in the blue of my oblivion

under the waves in the blue of my oblivion

it's calm under the waves in the blur of my oblivion

18 Şubat 2008 Pazartesi

Sigara Yasağı

Siz de bundan muzdarip misiniz bilmiyorum ama dolmuşa, taksiye ya da minibüse bindiğimde şöförün sigara içmesi beni rahatsız eder. Soğuk günlerde biraz aralık bırakılan camdan giren hava dumanın tamamen dışarı çıkmasına yetmez ve ben sigara kokusunun giysilerime ve tenime sinmesi konusunda az biraz takıntılı olduğumdan ve kapalı ve havasız yerlerde içime daralın allahı geldiğinden ineceğim durağa kadar sabredemeyip kendimi dışarı atarım. Elimi, kolumu, burnumu, yani sokulabilecek her türlü uzvumu gerektiğinde binbir türlü boka-püsüre sokarım, kir-pas dinlemem ama sigara kokmaya katlanamıyorum. Huy. Birkaç kez sigaralı şöförlere astımım olduğunu söyleyip ellerindeki sigarayı attırmışlığım vardır bu nedenle.

Bu nedenledir ki 2009'da yürürlüğe gireceği söylenen sigara yasağını olumlu karşıladım.

Gene de sigara yasağına karşıt görüşte olan bir websitesini buraya iliştirmeden geçemeyeceğim. Özellikle yasak, hak ve özgürlük kavramlarının bu kadar tartışıldığı bir ortamda: Sigara Yasağına Hayır

Sinema Salonları'nın Durumu

!f'in başlaması ile bir kez daha idrak ettik ki başta Fitaş olmak üzere İstanbul'un sinema salonlarında film izlerken mevlanın tatlı canımızı kayırmasına muhtacız. Festival zamanı normalde olduğundan daha fazla izleyiciyi ağırlayan AFM Fitaş'da fuaye diye bir şey kalmamış. Pasajın hemen girişindeki lokanta ve kafelere yer açılsın diye sinema olarak kullanılan alanı daraltmışlar. İnsanlar ortalıkta herhangi bir tehlike yokken dahi, boğucu ortamdan kurtulup bir an önce filmin oynayacağı salona girmek ya da film bitince salondan çıkmak için panik halinde birbirlerini ezip geçiyor. Acil bir durumda girişi-çıkışı aynı yerden olan sinemanın bir can pazarına döneceği ise aleni, bunu anlamak için Medyum Keko olmak gerekmiyor.

!f demişken

Fısıltılı Tepkiler

!f 2008 Seçkisi

17 Şubat 2008 Pazar

Şimdiki Çocuklar Kardan Adamı Kaldırımın Ortasına Yapıyor Mirim

Öncelikle yukarıdaki fotoğrafın bana ait olmadığını belirtmem gerek. Üye olduğum haberleşme gruplarından gelen bir e-postaya iliştirilmişti bu harkulade kare. Yer İstanbul, yürekli ve güzel bir insan ağaç dallarına ekmek bırakmış ki karda yiyecek bulmakta zorlanan kuşlar beslenebilsin. Hrant Dink'in de dediği gibi bizim insanımız güvercinleri sever. Ve diğer kuşları da...

Öğleden sonra haberlerde İstanbul Valiliği'nin kar yağışı hakkındaki açıklamasını dinledim. Sonunda "sokakta yaşayan kediler ve köpekler için uygun köşelere yiyecek bırakın." denildi. İlk defa, bir resmi makam tarafından böyle bir mesaj veriliyor. Kuşlar için hatırlatmalar yapılsa da kedi ve köpekler es geçilirdi. Bu duyarlılığın devamının getirilmesini ve resmi makamlarca gizli ya da açıkça sürdürülen itlafların durması adına umut olmasını dilerim.

Yoğun kar yağışının durduğu kısa zamanlarda görünen güneş bana I Am Kloot'un "Sunlight Hits The Snow" şarkısını anımsattı.

Yapı Kredi Yayınları, Red Kit: Batı'ya Hücüm filminin albümünü çıkarmış. Resimli öykü kitabı tadındaki albüm çizgi romanların tadını vermedi bana.

Bugün bir de acı haber aldık: Aysel Gürel' i kaybetmişiz. Anısına "İstanbul Hatırası" ve "Ünzile".

16 Şubat 2008 Cumartesi

Hit Me Baby One More Time

S6300680S6300683S6300689S6300690 S6300685S6300693S6300696S6300706

Fısıltılı Tepkiler: De Lama Lamina

!f'den Zaman Kalırsa...

!f başladı, 24'üne kadar da sürecek. Diğer sinemalar da boş durmuyor. Bu hafta vizyona giren filmlerden ikisini seçtim.
Brian De Palma, Irak Savaşı'nın "düzeltilmiş yalanlar" ının altını deşiyor.
Burtonesk.

14 Şubat 2008 Perşembe

I Love You, I Love You, Do You Love Me, Yes I Do...

S5000120

Bir arkadaşımla konuşurken laf arasında "Sevgi Günün Kutlu Olsun" dedi. 14 Şubat'tan böyle söz etmesi hoşuma gitti. Çünkü geçenlerde televizyonda "o sevgilim değil, erkek arkadaşım" diye bir laf duyduğumdan beri, kendimi toparlayamamıştım. Yine de iyimser tarafım tuttu da bazı tikigiller gibi "boy friendim" demediğine şükrettim.

Türkçede kullanılan sevgili sözcüğünün tınısı bir başka, söylemesi ayrı, dinlemesi ayrı güzel. Ne gerek var apartmaya?

Ankaralı Turgut'un başlıktaki şarkısı benden sevgilisi değil, erkek arkadaşı olanlara gitsin. Öpüşün, sevişin, kredi kartlarına dikkat edin vesaire. "Küçücük bir şey" e para yetiştireceğim diye, olanlar olmasın, ömrünüz borç ödemekle geçmesin. Sevgilisi neyin olmayanlar içinse I am Kloot söylesin.

Tanıştıralım, bu I am Kloot.

Derinlere daldım, kaldım

Bende mantık ne gezeeeer

Myspace fıstık gibi bir pazarlama şeysidir

Not: İstanbul'un duvar yazılarından objektifime takılanlar

8 Şubat 2008 Cuma

Jens Lekman Kulağınıza Birşeyler Fısıldamaya Geliyor!

İstanbul son iki senedir şubat gelip çattığında tuhaf enerjilere maruz kalıyor. Geçtiğimiz sene 5 gün arayla insanı derin hüzünlere garketmekte pek başarılı olan ozan-şarkıyazarı Bonnie Prince Billy ile insanı hangi duyguya garkedeceği pek belli olmayan tekinsiz Marc Almond Yeditepe'nin gökkubbesine hoş sedalarını bırakmışlardı.

Bu senenin Şubat'ı geçen senenin Şubat'ını kıskanmasın mı? Bu senenin 14 Şubat'ı geçen seneninkine: "Sen Marc'ı getirdin İstanbul'a madem, al benden de Oh, You Are So Silent Jens!" demesin mi? Bunu duyan müziksizkalıncabirtuhafolanlar güruhu "Çok şükür bugünleri de gördük!" demesinler mi? Bu sevinç ve iyilik dalgası kaypak Mart'ı da etkileyip "Madem öyle, alın benden de Marianne Faithfull!" demesin mi?

Onlar kendi aralarında çekişedursun, 14 Şubat'ta Jens Lekman Babylon Sahnesi'nde. Ön grup ise Kim ki O. Bir de Faithfull mevzusu var ki tarih yaklaştıkça güncellemesi farz.

Tanıştıralım, bu Jens:

Çok savaş karşıtı gösteri gördüm, bir Jens göremedim...

Deezer, Deezer... İyi ki varsın Deezer... (baktınız adsl kotası aldı başını gidiyor, Deezer ablanız yanınızda...)

5 Şubat 2008 Salı

!f İstanbul 2008 Seçkisi

Image Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.us
!f İstanbul AFM Uluslararası Bağımsız Film Festivali 14 Şubat'ta başlıyor. Cancan ve Felicita hanımlar ile izlemeyi planladığım filmleri seçtik. Geçen senenin seçkisi için buraya tıklayabilirsiniz.

1. Scott Walker: 30 Century Man/ Scott Walker: 30 Yüzyıllık Adam, Stephen Kijak

2. Pink / Pembe, Alexandros Voulgaris

3. The Art Of Cinema: A Compilation / Sinemanın Sanatı: Bir Seçki, Matthew Barney

4. Otto, Bruce LaBruce

5. Joy Division, Grant Gee

6. How to Cook Your Life / Hayatınızı Nasıl Pişirirsiniz?, Doris Dörrie

7. The Planet / Gezegen, Michael Stenberg

8. The Aerial / Anten, Esteban Sapir

Bilet fiyatları bu sene gündüz seansları için 5 YTL, akşam seansları içinse tam 12 YTL, öğrenci ise 8 YTL olarak belirlenmiş.

Festivalin dikkatimi çeken bir noktası da afişi. Gördüğüm anda şehirde ne kadar kültür-sanat olayı varsa hepsinin ön koltuklardan davetiyeli yer kapan fanfinifinfonlar geldi gözümün önüne nedense... !f'in misyonlarından biri de ezber bozmak olduğuna göre filmlere gösterilecek fısıltılı tepkiler nasıl olacak bakalım.

Yörsan Yersen -2

Yörsan Yersen-1 için Tıklayın

İşini Biliyormuş

Yörsan'ın göz kamaştırıcı büyüyüşünün altında yatan bir diğer faktör, patronun yasal sorumlulukları ndan sıyrılmada gösterdiği maharet. Çalıştırılan işçilerin önemli bir kısmının kayıtsız ve sigortasız olduğunu söylemenin gereği var mı? Dahası "Hacı", büyük bir grup işçisini çıraklık okulunda ve meslek yüksek okulunda öğrenci göstererek sigorta primlerini kamuya ödetmeyi alışkanlık haline getirmiş. İki senesini dolduran "stajyer" işten atılıp yerine yeni "öğrenci" alınmaktaymış. Böylece kamu tarafından mesleki eğitimi teşvik için yürütülen bir uygulama senelerdir suistimal edilmekteymiş. İşçilerden birisi, Yörsan'ın karşısındaki mahallenin bakkalının Yörsan'dan daha fazla vergi ödediğini anlattı. Maliyecilerin dikkatli (!) denetlemelerinden geçen bilançolara göre Yörsan her sene zarar etmekteymiş. Devletimiz zarar etmesine rağmen faaliyetini fedakarane yürüten bu müteşebbisinden vergi almaya kıyamıyormuş. Dahası, içinde tıkır tıkır üretim süren yıllar önce tamamlanmış binalar bile "inşaat halinde" gözüküyormuş. İnşaat faaliyetleri ek vergi indirimi anlamına geldiği için mi acaba?

AKP İşçilere İhanet Ediyor

İşçilerin dilinden düşmeyen bir diğer mesele ise, iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi ile Yörsan patronu arasındaki sıkı ilişkiler. Bir işçiden dinlediğimize göre, son seçimlerde patron, arabası olan işçilerine AKP seçim konvoyuna katılmalarını emretmiş. Patronun ve kardeşlerinin AKP'nin önemli (!) isimleriyle akrabalık ve ortaklık ilişkileri varmış. İşçiler, isminde adalet ibaresi bulunan hükümet partisine epey kızgınlar. Burada edilen küfürleri aktaracak değiliz, şu kadarını söyleyelim, işçiler oylarını gelecek seçimlerde bu partiden esirgeyeceklerini dile getiriyorlar. Çünkü muhtelif kereler AKP'nin ihanetine uğramışlar. Bunların birincisi ve en önemlisi, Çalışma Bakanlığı'nın gizli bir biçimde sendikalaşan işçileri, işçilerin başvurularını değerlendirecek yerde "Hacı"ya ispiyonlaması . Bu ispiyon 400 işçinin atılması ile sonuçlanmış. İşçiler direnişe başlayınca Hüseyin Çelik, bu sorunu en kısa sürede çözeceklerini, çözemezlerse kendisinin de gelip fabrikanın önünde işçilerle beraber bekleyeceğini söylemiş. İki aydır da sözünü tutmamış. Cemil Çiçek, bayramdan önce işçilerle temasa geçmiş ve bayramdan sonra sorunun çözüleceğini temin etmiş. Karşılığında işçilerden bayram tatili süresince Yörsan'ın karşısında beklememelerini rica etmiş. İşçiler bu ricaya uymuşlar, böylece Susurluk'tan geçen tatilci akınının büyük boyutlara çıktığı bayram tatili günlerinde Yörsan'ın tost-gözleme- ayran satışı düşmemiş ve son günlerde aşırı düzeye çıkan reklam bombardımanıyla kurtarılmaya çalışılan imajına halel gelmemiş olmuş. Bu tehlikeyi böyle bir vaatle geçiştiren Çiçek, bayramdan sonra tabii ki sözünü tutmamış. Anlayacağınız, direniş günleri iktidarın sınıf karakteri konusunda işçiler için epey öğretici geçmekte...

İşçiler Artık Yeter Diyorlar

Uzun senelerdir Yörsan'da çalışan işçiler insanlık dışı çalışma koşullarından bıkarak sendikalı olmaya karar verdiler. İşçinin sendikalı olma hakkı hem Türkiye'nin anayasasında hem de dünyanın bütün medeniyet şampiyonlarında hukuken tanınmış temel bir hak. Ama kazın ayağı öyle değilmiş işte. Yörsan işçileri kendileriyle sınıf dayanışması sergileyen sendikalar ve demokratik kitle örgütleri istisna tutulursa, bu haklarını kullanmamaları için sürekli bir baskı altında tutuluyorlar. Bu baskılara inat her gün Yörsan fabrikasının ve lokantasının önünde toplanıp sloganlarıyla haksızlıkları haykırıyor, sendika konusundaki kararlılıklarını sergiliyorlar. Onların önünde şirketin özel güvenlikçileri de, polisler de duramıyor. Direnişlerine destek vermeye gelen bizim gibi ziyaretçileri de eksik olmuyor, hep beraber sınıf dayanışmasının tadını çıkartıyorlar.

Davayı İşçiler Kazanacak

Yazıyı bitirmeden önce şu bilgileri de aktarmakta fayda var: Atılan 400 işçi yerine Yörsan'a 800 ila 1000 arasında işçi alındı. Bu işçiler tecrübesiz oldukları için, fabrikada eskiden 1 işçinin yaptığı işi şu an 4-5 işçi yapabilmekte. Gıda üretiminde kilit önemde olan temizlik ve sağlık koşulları giderek kötüleşmekte. Buna bağlı olarak Yörsan için alışılmamış bir şekilde mal iadeleri artıyor. Patron, kötüleşen kaliteyi, düşen satışları büyük bir reklam seferberliği ile telafi etme çabasında. İşçilere yapılan haksızlıklar da "büyük" gazetelere verilen ve işçilere saldıran ilanlar ile maskelenmek isteniyor. İşçilerin patron aleyhine açtıkları dava sürüyor. Yürürlükteki iş hukukuna göre işçilerin davadan zaferle çıkması kesin gibi. Davanın sonucunda işçiler kazanırsa, ya işlerine geri dönecekler ya da büyük miktarlarda tazminat kazanacaklar. Öyle ümit ediyoruz ki, "Hacı"nın yeni işe aldığı işçilerin kayıtlarını sahtecilikle 3 ay geriden işleterek sendikalı işçileri azınlık gibi göstermesi, zorla imzalattığı kağıtları malzeme etmesi ve diğer katakullileri, mahkemede işçilerin hakkı olanı kazanmasına engel olamayacak ve işçiler sendikalı olarak insanca koşularda çalışmak üzerine fabrikalarına dönecekler. Ümit ediyoruz ki, Türk Hava Yolları'nda, Türk Telekom'da ve Novamed'de elde edilen işçi zaferleri zincirine yeni bir halka eklenecek.

Yediğiniz Her Yörsan Ürününde Gözyaşı Var

2 Şubat tarihli ziyaretimiz İnsiyatifimizin işçiler için taşıdığı anlamı ve önemi daha iyi idrak etmemize vasıta oldu. Yörsan'ın işçiler aleyhine kamuoyu yaratma çabasını boşa çıkarmalı, işçilerin maruz bırakıldıkları insanlık dışı muameleleri toplum huzurunda deşifre etmeliyiz. Yörsan ürünlerine dönük boykotumuza güçlendirerek devam etmeliyiz. İşçilerin Susurluk'ta verdiği haysiyet ve hukuk mücadelesi hepimiz adına verilen bir mücadele, bu mücadeleye omuz verelim. Unutulmasın ki yenilen her Yörsan ürününde insanların gözyaşı var...

Yörsan Yersen İnisiyatifi'nden Sırrı Emrah Üçer

Yörsan Yersen -1

Yörsan Yersen İnsiyatifi geçtiğimiz günlerde Susurluk'taki Yörsan işçilerini ziyaret etmişti. İşçiler ile dayanışmak amaçlı bu ziyaret hakkında bilgi veren bir e-postanın tamamını iki bölüm olarak aktarıyorum:

2 Şubat Cumartesi günü, bir otobüs dolusu işçi ve öğrenci, "Yörsan Yersen İnsiyatifi" adına Susurluk'a gittik ve sendikalaşma haklarını kullanmak istedikleri için işlerinden çıkartılan Yörsan işçilerini ziyaret ettik. İnsiyatif işçi hakları ve sosyal haklar mücadelesi yürüten bir dizi siyasi yapıdan oluşuyor ve Yörsan ürünlerine boykot örgütlemeye, direnişin sesini daha çok duyurmaya çalışıyor. Direnişlerinde iki ayı geride bırakan işçilerden dinlediklerimizi aktarmadan önce birkaç bilgi vermek faydalı olabilir.

Susurluk bazılarımız için şehirler arası yolculuklarda bir mola yeri olmanın ötesinde çok fazla anlam taşımıyor. Ama onca insan geçimini sadece yolculara tost, gözleme ve ayran servis ederek sağlamamakta. İlçenin başlıca ekonomik motorları, kamuya ait şeker fabrikası, tarım ve hayvancılık sektörü ve son senelerde hızla büyüyen özel süt ürünleri fabrikası Yörsan. Şeker fabrikasının faaliyetlerinin durma noktasına gelmesi ve nihayet özelleştirme kapsamına alınması, buna bağlı olarak şeker pancarı üretiminin önemini kaybetmesi, yurtçapında tarımın ve hayvancılığın tasfiye edilmesine dönük politikaların Susurluk'a da tesir etmesi, süratle büyüyen Yörsan'ın önemini arttırmış durumda. Anlayabildiğimiz kadarıyla, öncesine göre daha çok insan işe muhtaç hale gelmiş, işsizlik ve yoksulluk artmış, böylece Hacı lakaplı Yörsan patronunun işçiye dönük keyfi muamelelerinin ve suiistimallerinin dozu iyice yükselmiş. Bugün patron kendini bölgenin velinimeti, tek çaresi gibi görmekte, iktisadi sömürüsüne işçilerin haysiyetini hiçe sayan davranışlarıyla tüy dikmektedir.

Hacı Lakaplı Patron İşçilere Zulmediyor

Yörsan'ın şaşkınlık verici büyümesinin altında, asıl olarak işçilerin 20 küsur senedir sergiledikleri olağanüstü çabanın ve çalışma temposunun yattığını belirtmek gerekiyor. İşçilerin bizlerle samimiyetle paylaştıkları anılarını dinledik. Öğrendik ki, üretimi hızlandırmak ve hata oranını azaltmak için bu insanlar üzerinde her türlü baskı kurulmuş. Bu baskıların en sık başvurulanı, ekmek kapılarının giderek kapandığı bir zamanda etkisi artan işten çıkartma tehditleriymiş . En ufak bir hata, yaşlanıp güçten düşmek veya yavaşlamak, itaatte kusur göstermek, patronun "kovalıyıverin gitsin" demesi için yeterli olmuş. Evine ekmek götürme derdindeki işçiler bu yüzden ses çıkartamamışlar. Baskı bununla kalmamış, "Hacı" gerekli gereksiz küfürler etmeyi, işçileri aşağılamayı, hatta sille ve tokat vurmayı alışkanlık haline getirmiş. İşçi arkadaşlarımızın anlattığına göre, vardiyaların giriş saati belli imiş ve en ufak bir gecikmeye tahammül gösterilmiyormuş. Vardiyaların çıkış saati ise asla belli olmuyormuş, 15 saat hatta 18 saat çalıştırılmaları sıradan bir hadise imiş. Bir de işçilere günde 7.5 saat çalıştıklarına dair kağıtlar emrivaki ve zorlamayla düzenli olarak imzalatılıyormuş . Acaba işçilere tek kuruş fazla mesai ücreti ödenmediğini söylemeye gerek var mı? Uyku dışındaki zamanları iş tarafından tamamen işgal edilen işçilerin kimisi ailelerine ve sosyal hayatlarına gerekli özeni ve vakti ayıramamışlar, psikolojik rahatsızlıklar, boşanmalar yaşanmış. Yıllık izinler kağıt üzerinde 30 gün gözükmekteymiş ama senede 5 gün izin kullanabilen çok şanslıymış. Mesela 12 yıldır fabrikada çalışan bir işçi toplam 24 güncük izin kullanabilmiş . Bayramlarda, evliliklerde, doğumlarda, hatta cenazelerde bile izin vermemek için "Hacı" elinden geleni ardına komazmış. İşçiler tarafından sık sık verilen bir örnek var ki tüyler ürpertici: Babası vefat eden iki kardeşten sadece birine cenazeye gitmesi için izin verilmiş. Bir işçi izin alamadığı için, gündüz çalışmış, akşam kendi düğününe gidip evlenmiş. Başka bir işçi doktora karısının doğumunu hafta sonu tatiline denk getirmesi için rica etmek zorunda kalmış. İş kazası, trafik kazası geçirip, hasta olup rapor almak kovulma gerekçesiymiş. "Hacı"nın fabrikasında iş tanımlaması hiç de belirgin değilmiş. Peynir üreten bir işçi inşaat işlerinde, temizlik işlerinde, patronun nerede ihtiyacı varsa orada çalışmak zorunda kalabiliyormuş . "Hacı" işyerinde sıkı bir konuşma yasağı uyguluyormuş, en son içinde örgütlendikleri şüphesiyle işçilerin çay ocağını yıktırmış.

İlgili Bağlantılar:Adil Tüketim İnsiyatifi

Sendika Hakkını Tanımayan Yörsan'a Boykot Çağrısı

4 Şubat 2008 Pazartesi

Hrant Dink Cinayeti ve Karanlık Bir Sürecin İzleri: Irkçı Hareketlerin Yerel Milliyetçiliklerle Kesişme Noktası

Tarih: 9 Şubat 2008 Cumartesi

Yer: İletişim Yayınevi

Binbirdirek Meydanı Sok. İletişim Han. 7/2 34122 Cağaloğlu- İstanbul

Saat: 13:30- 17.00

Film Gösterimi: Beyaz Terör

Konuşmacı: Ömer Laçiner

Düzenleyen: Hadig İnisiyatifi

Program:

13:30- 15:00 Beyaz Terör Belgeselinin Gösterimi

15:00- 15:15 Ara

15:15- 16:00 Konuşmacı: Ömer Laçiner

16:00- 17:00 Sorular ve Film Değerlendirmesi

1 Şubat 2008 Cuma

Bi Drink Alır mıyız Oyundan Sonra Monşer?

Daha önce duymuşluğum vardı bu "drink almak" denen ucubiği ama ne yalan söyleyeyim arkadaş toplantılarında tikigillerle dalgamızı geçerken uydurulan bir sözcük sanmıştım (ne kadar saf ve temizim). Bu akşam cümle içinde kullanımını da gördüm ve bir dilin ait olduğu toplumca içine edilmesine bir kere daha şapka çıkardım (elimde değil, yargılamayın). "Drink almak" artık bir şehir efsanesi değil, iş çıkışı gidilen "happy hour'lar" gibi, "döncem ben sana" geyiği gibi, "join olmak" gibi kullanımı gitgide yaygınlaşan virüsümsü bir absürdlük, bir konuşma kabızlığı ve fazladan bir de dilsel mastürbasyon.(değişik konuşursam adam sanırlar, kop da gel...)