banner

31 Aralık 2007

2008 Gelirken

2007 yılını uğurlamaya saatler kala Sufjan Stevens'a kulak veriyoruz. Sufjan, hepimizin adına gelmiş geçmiş tüm kırgınlıklarımız, suçlarımız ve saçmalıklarımız için özür diliyor. Sufjan'nın buğulu sesi harkulade bir yılbaşı şarkısı söylüyor bize.

Sufjan şarkısını söyleyedursun, ben de 2006'yı 2007'ye bağlayan gece yazdığımı tekrarlayayım: "Yılbaşı geceleri ne kredi kartlarının limitlerini zorlayıp sabaha korkunç borçlarla uyanmak ne de onlarca şişe şarabı devirip katlanılmaz baş ağrıları çekmektir, arkanıza dönüp baktığınızda bir önceki seneden daha fazla "yaşamışsanız" o kadar haketmişiniz demektir 4-3-2-1-0 diye geri saymayı."

İyi ya da kötü bütün yaşanmışlıklarınızın sizi daha çok "siz" yapmasını dilerim. Mutlu yıllar.
devamını oku...

28 Aralık 2007

28 Aralık Sabahı, Eskişehir

devamını oku...

28 Aralık Sabaha Karşı, Eskişehir

S6300239
aileye mahsustur
devamını oku...

27 Aralık Akşamı, İstanbul

devamını oku...

26 Aralık 2007

Bir Küçük Emrah Filmi Tadında Bostancı Çarşamba Pazarı

Google'dan "Bostancı Çarşamba", "Bostancı Çarşamba Pazarı", "Bostancı Çarşamba Pazarı Nerde?" gibi sorularla sitemize hoşgelen ziyaretçiler için artık yılan hikayesine dönen efsanevi Bostancı Çarşamba Pazarı sorunsalını açığa kavuşturmayı bir borç biliyorum.

Bir zamanlar Alt Bostancı'da, 202'lerin kalktığı otobüs durağının hemen yanıbaşındaki sokaklara yayılan ve manikürlü ellerin bir don için acımasız savaşlara tutuştuğu Çarşamba Pazarı, söz konusu sokakta oturan ve "Zaten süpırmarkıt'dan elmamızı, avokadomuzu, kılementın mandalinamızı, üstelik de seçerek alıalıveriyoruz, üstelik ambulans ya da itfaiye giremiyor sokaklara" diyen-ki o noktada haklılar-insanların şikayeti ile yerinden yurdundan edilerek Küçük Emrah misali öksüz bırakılmış idi. (hıçkkk!)

Zavallı Küçük Emrah Bostancı Çarşamba Pazarı için yeni yer arayışında olan belediye sonunda pazarı Bostancı Gösteri Merkezi'nin ilerisine, üzeri kapatılan Çamaşırcı Deresi'nin -ki kendisi bir Bostancı klasiğidir- yakınlarında bir alana alma kararı vermiş. (yani pazar, tünel'e yakın sokaklarda oturanlara yaklaşacakmış.)

Bu karar üzerine şimdi de Üst Bostancı sakinleri belediyeye şikayet yağdırmaya başlamış, "Alt Bostancılılar pazar yüzünden ayaklandı, sıra bizde mi?" demektelermiş. Yani yakın zamanda Kadıköy Belediye Başkanı o meşhum dizideki "Selaaaamiiiiiii!!!" diye bir ses duyarsa şaşırmasın.

Herşeyibilenkomşukadın Haber Ajansı'ndan aldığımız bilgiye göre, Pazarcılar Ankara'ya yürümüş protesto için.

Bu hafta da Bostancı Çarşamba Pazarı kurulmadı dolayısıyla.

Onu bunu bilmem de sayın okuyucular, Bostancı Çarşamba Pazarı'nda çıkan hatun kavgalarını artık göremeyecek olmak beni derin üzüntülere garkediyor. Kimse kızmasın ama bu bir Bostancı klasiği idi, tarihe karıştı.

devamını oku...

Juliette Noureddin

Birkaç gün önce sinirlendiğim haberi daha yeni buralara düşürmem sonucu bir daha zıplayan sinirlerimi yatıştırmak için ailemizin dergisi Roll'ün Aralık sayısının saifelerinden odaya Juliette Noureddin'i davet ettim.

Aylar önce "Bedenin(m)i Özgür Bırak!" diye bir yazı yazmış, Beth Ditto'dan bahsetmiştim. Juliette de beden ırkçılığına karşı bir kadın. Hakkında biraz olsun fikir edinmek adına Roll Aralık sayısından Ragıp Duran'ın nefis yazısını okuyabilirsiniz.

Oh be! Ortalık sakinleşti biraz!

devamını oku...

Lüküs Lüküs Şeytan Taşlıyoruz

VIP Hacılar İçin VIP Şeytan Taşlama

Haber iki-üç, kimbilir belki de dört gün öncesinin haberi, zaten sinirimi de her ne günün haberiyse o gün zıplatmıştı ama anca yazıyorum. Ben bu ara fazla tembelim. Aslında çok çalışkandım da bu ara böyleyim demiyorum, zaten tembeldim, tembelin de tembeli oldum. (Laf aramızda Türkçe'deki sözcük pekiştirme yöntemlerinin zenginliği beni benden alıyor, tapıyorum bu dile. Neo-nasyonal de oldum yakın zamanda.)

Hani en alengirli söyleminiz Allah katında herkesin eşit olmasıydı? VIP Şeytan taşlaması da ne yahu?

devamını oku...

25 Aralık 2007

Tiyatroları yıkma başkan

YAKLAŞIK 10 gün önce bu sayfalarda Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin yıkılması üzerine yazdığım yazı sonrası, dostlarla sahneye karşı bir saygı duruşunda bulunmak adına son oyunlardan birine gidelim diye konuştuk. Akabinde 27 aralık tarihindeki Bernarda Alba'nın Evi temsiline toplu bilet aldık. Son oyunlardan birini izleme burukluğuna nail olacaktık...

Geçtiğimiz gün İstanbul Şehir Tiyatroları, ocak ayının oyun planını internetten açıkladı. Birkaç bilet almak için hareketlendiğimde Muhsin Ertuğrul Sahnesi'ne ayrılmış sütunda ocak ayı sonuna kadar oyunların sıralanmış olduğunu gördüm. Hemen arama motorlarında aramalar yaptım, Büyükşehir Belediyesi'nin haberlerini taradım yıkımın ertelendiğine dair bir haber bulabilmek için. Ama yeni bir haber yoktu, hatta hâlâ ocak başında yıkımın başlayacağını duyuruyordu siteler. Aklıma da birçok şey geliyordu. Ya bir erteleme söz konusu idi, ya yıkımdan vazgeçilmişti, ya da liste yapılırken bir hata olmuştu. N'olursa olsun 27 Aralık gösterimine katılmaktan, omuz omuza yıkıma karşı durmaktan, sesimizi başkana duyurmaktan vazgeçmemeliydik.

27 Aralık'ta Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'ndeki Bernarda Alba'ın Evi oyunu öncesi tiyatro önünde buluşup, yıkıma karşı safları biraz daha sıklaştırıyoruz. Oyun için hâlâ bilet bulma imkânı var. Yapmanız gereken, ya en yakın gişeye yolunuzu düşürmek ya da www.ibb.gov.tr adresini tıklayıp, şehir tiyatrolarıyla ilgili bölüme girerek bileti almak. Bu eylemlerle, omuz omuza vererek, sesimizi gittikçe yükselterek kararsızların kararını yeniden gözden geçirmelerini sağlayabilir, bu yıkımı durdurabiliriz. Yıkılan onlarca tiyatrodan sonra, göz açıp kapanıncaya dek alış veriş merkezi ile değiş tokuş edilen Taksim Sahnesi'nin arkasından "adı kaldı yadigâr" diyebiliyor-ken, Muhsin Ertuğrul Sahnesi de avuçlarımızdan kayıp gitmesin.

Gülben Ergen gibi medyatik bir isimden faydalanarak kampanya başlatan Conta Hareketi, şehrin su borularının yenilenmesi için bu sanatçı vasıtasıyla başkana "Boruları Yenile Başkan!" sloganını yolluyor. Bizim böyle bir destekçimiz ne yazık ki yok. Bakıyorum da o televizyon dizilerinden, helali hoş olsun çuvalla para kazanan tiyatrocularımızı bu destek oluşumlarında göremiyoruz.

Gerçi onlarsız da biz bu işi kotarır, Conta Hareketi'nden aldığımız bu kampanya yöntemi ile "Tiyatroları Yıkma Başkan!" diye meramımızı net biçimde yöneltebiliriz. Yine de gönül o sahnenin tozunu yutmuş oyuncuları da yanımızda görebilmeyi ister tabii ki. Belki de, perşembe gecesi, kim bilir? Hasılı 27 Aralık 20.00'da, sıra tam da tiyatro severlere gelmişken ve yıkım kararı muğlak bir hal almışken Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi önünde buluşuyoruz.

Detayları ise www.alternatif-istanbul.net adresinden takip edip bu eylemciğimize destek verebilirsiniz. Sonrasında hep beraber Lorca'nın, Bernarda Alba'nın Evi'ni izleriz. Sonra da dileğimizi yineleriz... Mustafa Dermanlı

devamını oku...

22 Aralık 2007

Persepolis Türkçe Olarak Yayınlandı!

Persepolis Marjane Satrapi
Aylardır Türkçe'ye çevrilmesini beklediğim Persepolis, Minima Yayıncılık tarafından basılmış. Yeni bir haber değil belki ama ben bugün gördüm. Ve "Her güzel haber paylaşıldıkça anlam kazanır." inancıyla sizinle paylaşmak istedim.

Baskı ve çeviri kalitesi konusunda bilgim yok, siparişimi yeni verdim. İlerleyen günlerde orjinalini de edinip karşılaştırmayı umuyorum.

Persepolis'in Türkçesini bekleyenler artık derin bir nefes alıp koltuklarına gömülebilir.

İyi okumalar.

devamını oku...

21 Aralık 2007

Kaldırbacak Caddesi

zeyrek
"İstanbul sokakları öylesine dardı ki hanımın biri, bir defasında kapının eşiğine oturmuş. Ayakları sokağın karşı duvarına değiyormuş. Sırtında dolap taşıyan bir tulumbacı oradan geçecek olmuş ve kadına bağırmış:

"Varda, hanımefendi, bacaklarını kaldır!" Çapkın hanımefendi cevabı yapıştırmış:

"Erkeksen gel de sen kaldır!"

Ondan sonra İstanbul'daki bu sokağın adı "Kaldırbacak Caddesi" olarak kalmış.

(Loksandra: İstanbul Düşü, Maria Yordanidu, Belge Yayınları, syf:36)

devamını oku...

20 Aralık 2007

Soğuk Kışın Sıcak Oyunu

Benerci Kendini Niçin Öldürdü, temmuzda 61.sini geride bıraktığımız Avignon Festivali'nin (Festival D'Avignon), 1980 yılındaki programında ilk kez gösterilmiş, Fransa'da oldukça geniş yankı uyandırmıştı. Nâzım Hikmet'in aynı adlı şiirinden tiyatroya uyarlayan ise 2005 yılında kaybettiğimiz Mehmet Ulusoy'du. Nâzım'ın bu şiiri birçok şiiri gibi belli kalıplarda olmayan, ille de kafiye olsun tabularından uzak, düz yazıya yakın hatta bazı bölümleri düz yazı şeklinde kaleme alınmış bir eserdir. O yüzden tiyatral bir esere çevrilmesi belki de zor olmamıştır.

Aziz Nesin Sahnesi, İstanbul Devlet Tiyatrola-rı'nın bize yadigâr kalan en eski sahnelerinden biri. Taksim Sahnesi'nin vahşi kapitalizmin doğurduğu alış veriş çılgınlığı girdabına kapılanlarca alt edilmesinden sonra bize kalan en orijinal sahne belki de. Taksim Sahnesi'ni yok edenler, Şişli Cevahir Sahnesi'ni hizmete açıp "buyurun o da sahne, bu da sahne" dese de tiyatro severin bu formüle kafası basmıyor.

ALIŞ VERİŞ MERKEZİNDE ANILARI ARAMAK

Aslında yıkılan dört duvar bir bina değil, öyle olsa bağrımıza daha rahat taş basmaz mıydık? Kadim dostumla yan yana 'Kamyon'u izlemeye girip Mümtaz Sevinç'i gördüğümüzde bizde oluşan şaşkınlığı kim çıkartacak taşların altından? Ya 'Bir Anarşistin Kaza Sonucu Ölümü'nde kuru sıkı tabancanın ettiği sesi hangi parçalanmış tuğlanın altında arayacağız? Civan Canova gerçeğini gözümün içine sokan 'Kaktüs Çiçeği'nde çalan Pink Martini ezgilerini kim getirecek geri? 'Çok Yaşa Komedi'ye gidip, ucu kıvrılmış halıya takılıp yere kapaklanmama gülen onlarca tebessüm hani nerede sorarım size? Gitti gidiyor derken, bağıra bağıra koca sahne iç edildi. Şimdi gel de Taksim Sahnesi'nin yerine kurulacak alış veriş merkezinin raflarında anılarını ara. Laf!

KOCAMAN İKİ ÇARK

Her tiyatro döneminin sonunda "bu sene son oyunlarmış, kaçırmayalım" deyişleri sonucunda amiyane tabirle gaza gelip, Aziz Nesin Sahnesi'nin yangın merdivenlerini aşındırdığımızı bilirim. Alelacele gelinen Taksim'de, telaşla yenen birkaç soslu hamburger sonrasında mabede atardık kendimizi. Zaten kibrit kutusu büyüklüğünde olan ama huzur bulduğum ve her defasında kendimi oyunun içinde sandığım Aziz Nesin Sahnesi'nin gerçekten tozlu havası, rahatsız koltukları ve dik konumu bana keyif verir, ağzım kulaklarımda oyunu zevkle izlerdim.

Nazi Almanya'sında geçen 'Ghetto'yu izlediğimde ne de etkilenmiştim, ya Gorki'nin 'Ayaktakımı Arasında'sına ne demeli, muazzam! Tapılası insan Edip Cansever'in kaleme aldığı, Uğur Po-lat'ın devleştiği 'Ben Ruhi Bey Nasılım'ı Aziz Nesin Sahnesi'nde izlemek hazzm ta kendisidir.

Nerede kalmıştık? Hah tamam, kocaman iki çark... Bu kocaman iki çarkın içinde dolaşan birkaç insan ve oyunla adeta özdeşleşen bir adam: Celal Kadri Kınoğlu. Bahsimiz 'Benerci Kendini Niçin Öldürdü'... Birçoğumuz Türkan Şoray ve Haluk Bil-giner'in başrolünde oynadığı Tatlı Hayat dizisindeki İrfan karakteriyle hatırlasa da aslında o yaklaşık 25 yıldır tiyatronun içinde. Bugüne dek yaptığı işin hakkını sonuna kadar vermesi neticesinde hep olumlu bir yorumla karşılaşırsınız Kınoğlu hakkında. Makine Mühendisliği'nde okurken tiyatrocu olmak isteyip de konservatuvara giren, akabinde Bursa'da Diyarbakır'da görev yapan, sonra İstanbul'a transferi gerçekleşen bir tiyatrocu...

2001'DE ÖDÜL BIRAKMAMIŞTI

Benerci Kendini Niçin Öldürdü oyunu için ne desek eksik kalacak. Yazarı Nâzım Hikmet, başoyuncusu Celal Kadri Kınoğlu, müzik yapımcısı Kudsi Ergüner, rejisi Mehmet Ulusoy olan bu oyun için fazla söze ne hacet? 2001 yılındaki Afife Jale Ödülleri'nde almadık ödül bırakmayan, soğuk İstanbul gecelerinin sıcak iklimli oyunu Benerci Kendini Niçin Öldürdü, Devlet Tiyatroları'nın bu yıl da vazgeçilmez oyunu. Hâlâ izlemediyseniz hayıflanmadan biletinizi alın, yok daha önce izlediyseniz de tazeleme yapmak için tam fırsatı. Gerçekten de Benerci kendini niçin öldürdü?

Not: Bu yazı Mustafa Dermanlı'nın izni ile yayınlanmış olup, aslı 20 Aralık 2007 tarihinde Birgün Gazetesi'nde yer almıştır.

devamını oku...

19 Aralık 2007

Feminist Kitabevi Beyoğlu'nda açıldı

Image Hosted by ImageShack.us

(Birgün-17.12.2007)

Amargi Kadın Dayanışma Kooperatifi'nin kadınların araştırma yapmalarına olanak yaratmak, seslerini duyurmak, diğer seslerden haberdar olmalarını sağlamak amacıyla kurduğu "Feminist Kitabevi" bir kokteylle İstanbul Beyoğlu Katip Mustafa Çelebi Mahallesi Tel Sokakta açıldı. Feminist politika araştırmaların, kadın edebiyatçıların kitaplarının, cinsi-yetçilik, şiddet, militarizm, milliyetçilik konularında yazılan tarihsel ve güncel eserlerin önceliğinde olacak Kitabevinin, ayrıca çay, çorba, poğaça da satıldığı, erkeklerinde uğrayabildiği minik bir cafesi olacak. 'Kadın Kısmı' müzik grubunun yaptığı müziklerle eğlenilen açılışta konuşma yapan Pınar Selek, "Feminist Kitabevi ile yeni bir adım attık. Amargi Feminist derginin başarısı bize bu gücü verdi. Türkiye'de teorik Feminist bir derginin çok okunması, tutulması fazlasıyla moral ve cesaret verdi. Sadece okuyan değil, yazan, eleştiren bütün kadınlarla buluşmak, ilişkileri sorgulayan kitapların okunup tartışılabileceği bir yer yaratmak için gerçekleştirdik bu hayali. Bir ticarethane değil, birlikte okumaların yapılacağı, yazılanların tartışılacağı, yeni yazarların ortaya çıkartılacağı bir yer olacak" dedi. Oyuncu Jülide Kural da, "Hep bir araya geliyorduk ama bu Kitabevinin açılışıyla daha çok görüşeceğimiz bir alan oldu. Sanırım kitap evinin özelliklerinin en güzel yanı sadece yazar ilişkilerinin olmadığı daha aktif bir yer olacağı. Yani bir tür eylem alanı olacak" dedi. Kitabevinin açılmasından hoşnut olduğunu söyleyen oyuncu Hale Soygazi de, bütün kadın yazarların, üreticilerin, tüketicilerin artık bir yeri olduğunu, çok çeşitli kültürel ve dayanışma alışverişlerinin olacağını ifade etti.

http://www.amargi.org.tr/

devamını oku...

Hayalin İçin Ağlat

Sahnede uzun boylu güzelce bir kız yanında Cenk Eren ve Gül Saygı olduğu halde jürinin ne diyeceğini bekliyor. Karşısında “ilk kez bir araya gelmekten gurur duyan 3 dev isim: Seda Sayan, İbrahim Tatlıses ve Muazzez Abacı.” İbo az önce hayali için şarkı söyleyen kıza “beni inandıramadın!” diye şarlıyor, “Neden geldin buraya?” Kız “Annem hasta, evimiz kira. Ev alacağım anneme.” diye bir şeyler geveliyor donuk bir sesle. Sesi yeterince itaatkar ve acıklı gelmemiş olacak ki Seda alıyor sazı eline: “Anlat!” diyor kıza, “İnandır bizi. İnandırıcı olmak için anlatman lazım!” Kızdan acıklı bir öykü bekliyorlar. Kızdan, onların deyimi ile yetmişmilyonu oturduğu yerde salya sümük ağlatacak, yürekleri Urfa isotu gibi cayır cayır yakacak ve insanlara “vay be ne hayatlar yaşanıyor.” dedirtecek bir öykü anlatmasını bekliyorlar ki yapımcılar ve reklamverenler kanala paraları akıtsın. Akıtsın ki o 3 dev isimin en azından ikisi daha da devleşsin. Bir ev, bir araba, yeni bir aşk, daha çok, hep daha fazlası. Öykü ne denli iç kanırtırsa o kadar iyi herkes için.

Kız gelecek hafta öyküsünü yeterince yakıcı hale getirmezse yarışmadan şutlanacak. Öyküsü kafi miktarda gözyaşı döktüren hayali ne ise ona kavuşacak.

Devler daha dev ve daha dev ve daha dev olacak…

devamını oku...

14 Aralık 2007

Harbiye'de bir veda havası

MUSTAFA DERMANLI mdermanli@gmail.com

Lorca, İspanya'nın en önemli şairlerinden biriydi. 38 yıllık kısa yaşamına birçok oyun ve şiir sığdırmıştı. Kanlı Düğün, Eskicinin Tazesi, Yerma gibi oyunları İspanya'da çok tutmuş, şiir kitaplarıyla ün yapmaya başlamıştı. 1936 yılında faşistlerce öldürülmeden kısa bir süre önce Bernarda Alba'nın Evi adlı oyununu yeni bitirmişti. Bu oyunun sahnelenmesini bile görememişti mezarı hâlâ bilinemeyen, gencecik nazizim ve milliyetçilik karşıtı Federico Garcia Lorca.

Muhsin Ertuğrul, tiyatro tarihimizin en önemli isimlerinden belki de ilk sırada olanı. Yurtdışında aldığı eğitimin akabinde Darülbedayi Osmani'nin kuruluşuna katkı sağladığında henüz 22 yaşındaydı. İlk kez bir Brecht oyununu onun sayesinde gördü gözler bu topraklarda. Shakespare'in birkaç oyunu nedeniyle eleştirilerin hedefi haline geldiğinden hemen sonra görevden alındı. Cumhuriyet tarihinde Devlet Kültür Armağanı'na layık görülen ilk sanatçıydı. Zaten bu ödülü aldıktan yaklaşık 7 yıl sonra, 1979'da da vefat etti.

'KAPIYI AÇ'

Muhsin Ertuğrul adını, liseye yeni geçtiğimde bir dergide gördüğümü, sonrasında edebiyat derslerinde kulağımda kaldığını hatırlıyorum. Lorca'dan "Dinle, yavrum, sessizliği / Dalgalanan sessizliği / kayan vadilerin yankılandığı / sessizliği / alınları toprağa eğilten / sessizliği" dizelerini üniversiteye yeni başladığım bir dönemde fark ettim ve ilk kez Muhsin Ertuğrul Sahnesi ile tanıştım aynı dönemde: 'Kapıyı Aç...' Bir karı kocanın gündelik yaşantılarını irdeleyen, çocuklarıyla ilişkilerini bir dengede tutmaya çalıştıkları, hüzünlerini, sevinçlerini, aynı zamanda da sadeliklerini izleyici ile paylaştıkları bir oyundu diye hatırlıyorum.

KASIMDA VİRGÜL ARALIKTA NOKTA

Bu yazı öyle ironi dolu oldu ki öyle farklı noktalara uzadı ki anlatamam! Lakin bana 10 yıl önce Kapıyı Aç'an tiyatrom, son oyununu sahneleyemeden faşistlerce öldürülen Lorca'nın oyunu Bernarda Alba'nm Evi ile elveda diyor. Kasım ayında veda ederken bir virgül koymuştu ama ne acıdır bu kez noktayı koyup elveda demenin zamanıdır.

İstanbul'un girişine heybetli bir heykel dikip, bu heykeli İstanbul'un ikonu yapmayı düşleyen zihniyede tastamam doğru orantılı bir iş olduğundan dolayı, birçok sanatseveri şaşırtmayan bu yıkım kararı, ocak ayından itibaren işlemeye başlayacak. Plan, Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin yıkılıp, yerine Harbiye Kongre Vadisi Avan Projesi kapsamında bir kültür kompleksinin yapılması. Bu kompleksin içeriği henüz detaylarıyla kamuoyuna anlatılmadı, yıkım kararı netleşse de projenin ne zaman tamamlanacağına dair kesin bir şey de söz konusu değil. Kaldı ki tiyatro oyuncularının ve sanatseverlerin birçoğunun çekincesi Muhsin Ertuğrul Sahnesi yerine bir tiyatro sahnesinin yapılmaması.

Yüreğiniz kaldınrsa ve de yer bulabilirseniz 26-30 Aralık tarihlerinde 'Bernarda Alba'nm Evi' ile bir zamanlar kapısında kestaneler pişen, tiyatro öncesi sohbetler yapılan, silueti, ahengi, havası bir başka güzel sahnemize 'elveda' deyiverin.

Not: Bu yazı Mustafa Dermanlı'nın izni ile yayınlanmış olup, aslı 12 Aralık 2007 tarihinde Birgün Gazetesi'nde yer almıştır.

devamını oku...

13 Aralık 2007

Hangisini Tercih Ederdiniz?

Halay
Şimdi efendim, biliyorsunuz küresel ısınma mevzusunu bilmeyen kalmadı. Öyle revaçta bir konu ki şu zamanlarda, şirket toplantılarında "bugün sosyal sorumluluk için ne yapsak?" sorusunun ilk cevabı "küresel ısınmaya karşı bir ürün üretip pazarlayalım." oluyor. Bunun en güncel örneklerinden biri özel bir bankanın plastik kredi kartı. Olay şöyle işliyor, siz arabanızla bilmemkaç ağaç kesilerek açılmış bir boş araziye dikilen büyük bir supırmarkıt'a gidiyorsunuz, fabrikasındaki atığı kimbilir hangi dereye döken firmanın ürettiği ürünü sepete atıyorsunuz, kasada "küresel ısınmaya karşı" kredi kartınızı cüzdandan çıkarıp tak! ödeme yapıyorsunuz, sonracığıma aldıklarınızı doğada bilmemkaçbin yılda parçalalanan naylon poşetlere doldurup evinizin yolunu tutuyorsunuz. Akabinde bir gönül rahatlığı geliyor size, "dünya için iyi birşeyler yaptım" düşüncesi sarıyor benliğinizi...
Barışa Pedal
Çıkıntılık yapmak gibi olmasın ama rahatlayıp derin bir oh çekmeden önce bir kere daha düşünün: İşler bu kadar kolay olsaydı dünyanın onlarca ülkesinden aktivistler her fırsatta dikkati bu soruna çekmek için uğraşırlar mıydı?
Boğaziçi Sanat Topluluğu 45'lik Şarkılar Projesi Sahnede
Sizce hangi eylem biçimi daha gerçekçi ve yürekten? "Beni kim dinler ki zaten?" diyerek kendini sınırlandırıp sosyal sorumluluk kavramı çerçevesinde pembe yalanlarla pazarlanan ürünlere para yatırmak ve şirket kasalarını doldurmak mı? Yoksa bir haftasonundan feragat edip hala başka bir dünyanın mümkün olacağına inananlarla omuz omuza durup bir ağızdan şarkılara ve sloganlara eşlik etmek mi?

8 Aralık hakkında yayınladığımız diğer yazı ve fotoğrafa ulaşmak için tıklayın.

Not: Bu yazıyı zaten kurguluyordum. Ama planladığımdan önce yayınlamama vesile olan yorumu için Küresel Eylem Grubu'ndan Avi Haligua'ya teşekkür ediyorum. Bu konudaki düşüncem hep o tarz ürünleri tüketmemek olmuştur, bu vesileyle paylaşmış bulundum.

avi haligua "Kyoto Protokolü İmzalansın, Küresel Isınmaya Hayır..." gönderinize yeni bir yorum yaptı: ellerinize sağlık, hem güzel fotoğraflar hem de güzel bir kurgu. küresel eylem grubu adına teşekkür etmek istedim. bir de sonunda bonus reklamı utanmazca çıkıp ısınmaya karşı kredi kartı önermese harika olurdu ama herhalde bu konuda birşey yapamazsınız..? tekrar ellerinize sağlık, görüşmek üzere :)
devamını oku...

11 Aralık 2007

Hatırlamak Kolay...

IMG_0072-1
Evde geçen yılbaşından kalma mumlar vardı. Yoksa bir önceki yılbaşı mı? Her neyse. Mum ışıklı ambiyanslar olmadan yaşayabiliyormuşuz demek ki. Ama bu gece, Porto'nun bizi evire çevire hacamat edeceğini idrak edince derin bir "mum ışığında Billie Holiday dinlemeliyim" duygusu sarıverdi benliğimi. Müziği laptop Safiye'den değil, salondaki Kallavi Pioneer'dan dinlemek, kitabımın satırlarını da romantik gece lambamdan değil, her ne zamandan kaldığını bile hatırlamadığım mumdan süzülen ışık aydınlatsın istedim. Zaten romantik gece lambamın-ki adı Munise- ampulü dün gece yanmıştı. Normal ışık istemedim.

Bir köşede, afilli şamdanların içinde duran ve derin yaşanmışlıkları ve unutulmuşlukları olan mumları ortalığa çıkarmamla keyfimin sönmesi bir oldu. Zira bu mumları aslında bir zamanlar kullanmışız. Kullandığımız için de fitil iyice muma gömülmüş. "Fakir hırsızlığa çıkmış, ay akşamdan doğmuş" diye söylenerek mumları mutfakta ufak bir operasyona aldım. Keskin bir bıçakla biraz kesip, fitili gömüldüğü yerden çıkardım. Sonra mutfak dolabında nasılsa dolu bir çakmak bulup yaktım. Pek mum kokulu oldu.

Sonra Billie Holiday CD'lerimle Kallavi Pioneer'a doğru yürüdüm. Müzik seti deyip geçmeyin. Ben şimdiki müzik zevkimin (kimine göre zevksizliğimin) bir bölümünü Hayat Ansiklopedisi ile Kallavi Pioneer'a borçluyum. Ben bluğ denen o iğrenç çağa girerken aileye katılmıştı kendisi. Nereden baksanız 10 senesi var. (Ondan önceki 10 sene Şuayip Lorenz (Shaub Lorenz) ile geçmişti. Hoş, bu ikisi hala bizimle.) Uzatmayayım, Kallavi Pioneer'a "al bunu çal bakalım" diye CD'yi uzattım ama ne kadar nanemolla olduğunu unutmuşum. CD'yi evirdi, çevirdi, söylendi, homurdandı, sonra çıkarıp kafama attı! Ben gururluyumdur, gelemem böyle aleni yanlışlara, Kallavi Pioneer'a sinirlenip yaşam ünitesinin bağlantısını kestim.-fişini çektim yani.- Hasta eks oldu.-set kapandı. Neyse ki Safiye var. Billie Holiday CD'mi verdim, dijital ortamda güzel güzel çalıyor. I Love You Porgy albümünden "Easy To Remember." Kucakta yine bir kedi, bu sefer Cancan. Kitap ise "Gavur Mahallesi", Mıgırdiç Margosyan'dan.

Aslında biliyor musunuz, ben bu cuma Eskişehir'e gitmek istemiştim. Meğer gelecek hafta vizeler varmış. Oysa Sinema Kulübü Palto Film Günleri adında bir etkinlik düzenliyor. Film programında Köprüdeki Kız, İhtiyar Delikanlı ve Fargo gibi filmler var. Gitmişken Sinema Anadolu'yu tavaf edip hacı olayım diyordum ama "sakın gelme bayramdan sonraya kadar!" dediler. Sanki onlar ders çalışırken ben habire konuşacakmışım, yoldan çıkarıp sinemaya sürükleyecekmişim gibi... İlk defa Eskişehir'deki ilk yılımda seyrettiğim "Köprüdeki Kız" da Marianne Faithfull'u dinleyip aynı yerde ağlarmışım gibi... Gecenin ayazında krem karamel diye tutturup dururmuşum gibi... Geceden sabaha saçmalarmışım gibi... Bilirim, güzeldir oralar şimdi. Kampüsteki büyük ağacımızı süslemişlerdir. Belki kar yağıyordur. Belki bisikletine binmeye kıyamayan yaşlı adam aynı yerde duruyordur. Aradan hiç zaman geçmemiş, hiç kimseyi kaybetmemişizdir belki...

devamını oku...

08 Aralık 2007

Kyoto Protokolü İmzalansın, Küresel Isınmaya Hayır

Bugün (8 Aralık 2007) Kadıköy'de 'Kyoto Protokolü İmzalansın, Küresel Isınmaya Hayır' mitingi düzenlendi.
S5000199
Başka bir dünyanın mümkün oluğuna hala inanan insanlar, sivil dayanışma örneği gösterip hükümete Kyoto için baskı yapmak adına meydandaydı.
S5000213
S5000226
Türk hükümeti ise, doğal kaynaklarından elde edilebilecek onca enerji türüne sahip olunmasına karşın, Nükleer Santralleri bir an önce hayata geçirebilmenin peşinde. Bir de kendi küçük ama mide bulandırıcı hesapların...
S5000224
Fırtına Vadisi'ne dikilmesi planlanan Hidro-Elektrik Santrali'nin defalarca yargı kararlarına takılmasına rağmen bölge üzerindeki ayak oyunları sürüyor. Gerekçe enerji sıkıntısı. Fırtına Vadisi'nin enerji üretimi adına feda edilmesi mevzu bahisken İstanbul'da Boğaz Köprüsü binlerce ampulle aydınlatılıyor, bahanesi hazır: turistlerin dikkatini cezbetmek.
S5000223
Mitinge katılmış olan insanların aklında hep aynı soru: Türk hükümeti Avustralya gibi sokağın sesine mi kulak verecek yoksa Sam Amca'nın sözüne mi uyacak? Önümüzdeki günlerde hep birlikte göreceğiz.

Mitingde çekilen fotoğrafları flickr adresime ekledim. İlginizi çekerse inceleyebilirsiniz.

Fotoğraflar: Ezgi Aktaş ve Linda Lafcı

devamını oku...

Rus Ruleti

Şu rus ruleti oynarken ölen çocuk... Şansını sınamak istemişti besbelli. Aklıma Woody Allen'ın "Match Point/ Maç Sayısı" adlı filminin başındaki monologu getirdi:

''the man who said 'i'd rather be lucky than good' saw deeply into life. people are afraid to face how great a part of life is dependent on luck. it's scary to think so much is out of one's control. there are moments in a match when the ball hits the top of the net and for a split second it can either go forward or fall back. with a little luck, it goes forward and you win... or maybe it doesn't, and you lose.''
devamını oku...

06 Aralık 2007

Sokak Sanatı

S5000115
İstiklal Caddesi'nde, Sinepop Sineması'nın olduğu sokağın köşesindeki büyük panonun -hani Filmekimi afişlerinin asıldığı- fotoğraflarını çektim dün akşam. İnsanlar kafalarını bile çevirmeden hızlıca geçiyordu yanından. Biri yanındakine "ne çekiyor bu kız böyle?" diyip şöyle bir baktı yazı ve çizimlere. O duvar panosu filmlerden / kitaplardan bilip de yetişemediğimiz umut dolu 60'lı yılları hissettirdi bana.
S5000113
Teneke Trampet adlı bir grubu dinliyordum dün akşam. En çok da Hrant Dink'e adadıkları "Ölü Çiçekler" adlı parçalarını. Tam da aynı gün Respect yazısı ile burun buruna gelmek... "Birarada Yaşamı Savunmak" kağıt üzerinde güzel bir slogan bu ülkede.
Ama yine de ister Don Kişot'luk deyin yaptıklarına, ister yeryüzünün kalan en son romantikleri bunlar deyin bu adamlara ama sokağın sanatını yabana atmayın. Ne varsa sokakta var. Ceza'nın dediği gibi "Gece gündüz mücadele/ İşte sokak sanatı..."
devamını oku...

04 Aralık 2007

Of Montreal, Are You A Destroyer?

İstanbul sahnesinden kendilerine özgülükleriyle anılan isimler gelip geçmeye devam ediyor. Yeni konuk, 15 Aralık'ta, Babylon'da sahne alacak olan Of Montreal. Salon ve bilimum bar üstü danslarını öğrenmeye başlayın derim.
Of Montreal

Neutral Milk Hotel, The Olivia Tremor Control ve The Apples on Stereo gibi gruplara ev sahipliği yapan efsane Elephant 6 Records üyesi Of Montreal’in çok yakın zamanda kült gruplar arasındaki haklı yerini alacağına kesin gözüyle bakılırken; Babylon, Of Montreal’i sahnesinde ağırlamanın sevincini yaşıyor.

‘The Gay Parade’ deki gibi hoş şarkı sözleri ve birçok dönem müziğinden referans alan tarzıyla gönüllerde taht kuran, daha sonra elektronik müziğin en eğlenceli ritimlerini yeni çalışmalarına taşıyan grup, kozmik melodilerdeki başarısıyla daha geniş bir hayran kitlesine ulaşmayı başardı. 2007 yılında, Kevin Barnes’ın Norveç’te yaşadığı derin depresyonun yansıması olarak karşımıza çıkan ‘Hissing Fauna, Are You The Destroyer?’la kulaklarımızı sevindiren Of Montreal için hazırlanın.

Davey Pierce// bas

Kevin Barnes// gitar

B.P.//gitar

Dottie// klavye, gitar

James Huggins// davul, bas, klavye

http://www.myspace.com/ofmontreal

Tarih: 15 Aralık Cumartesi, 23:00

Mekan: Babylon

Bilet Fiyatları: Ayakta 30 YTL Öğrenci 20 YTL

devamını oku...

01 Aralık 2007

Kara, Kapkara Bir Gün...

Isparta'da düşen uçağın içinde Engin de varmış.

"Engin şimdi yukarda, ortalığı karıştırmakla meşguldür." diyor arkadaşlar.

Sanırım tek tesellimiz bu. Yukarıda bir yerlerde, Einstein'ı kolundan yakaladığını ve "Sen yanlış biliyorsun..." diye başlayan uzun bir konuşmaya giriştiğini hayal ediyoruz.

Onun dışında teselli edici yanı yok ölümünün. Çok erkendi.

Eksildik.

---

Anadolu Üniversitesi Bilim ve Teknoloji Kulübü tarafından yayınlanan taziye mesajı:

Kulübümüzün kurucu başkanı; sevgili arkadaşımız Engin ABAT, 30 Kasım 2007 Perşembe günü geçirdiği uçak kazası nedeniyle hayatını kaybetmiştir.

Yaptıkları ve yapmaya çalıştıklarıyla bizlere örnek olan; mevzun olduktan sonra bile bizleri unutmayıp her konuda yardımcı olan başkanımızın ailesine, sevenlerine ve yas içerisinde bıraktığı bizlere metanet ve baş sağlığı dileriz.

devamını oku...