Kendimizi genel geçer değerlerle sınıflandırmaya öyle alıştık ki boyumuz ne olursa olsun
Hijyenik kadın pedi reklamlarında “kanıyorum ama yine de hayattan kopmuyorum” mesajı veriliyor. Kıs kıs gülüyoruz çok afedersiniz. Mesturasyon döneminde olmanın kadınların işlediği suçlarda hafifletici sebep olup olamayacağı tartışılıyor. Hangi mutluluktan, rahatlıktan bahsediyorsunuz kuzum? Cinnet uçurumlarında dolanılıyor o günlerde. Bir deodorant reklamında kadının yere muz kabuğu fırlatması değil de ter kokusu mevzu bahis ediliyordu iticilik sembolü olarak. Süslenip püslenip dışarı çıkmış eli yüzü düzgün ve iç güveysinden hallice eğitimli olduğu anlaşılan kadına sormazlar mı "Yediğin muzun kabuğunu sokağa atacak kadar eblek misin?" diye?
Konu “reklamda kadın” olunca söylenecek daha pek çok şey var elbette. Ama benim konum “beden”.“Anglosakson” güzellik değerleri üzerimize üzerimize gelirken herkes fiziğini ince tutmaya, saçını birine benzetmeye, yüzünü pürüzsüzleştirmeye çalışıyor. Hiç kimse değil, önce biz bedenimize hoyrat davranıyoruz şekle/şemale gireceğiz diye. İlk önce biz kendi bedenimizin faşisti oluyoruz. Kullandığımız kredi kartları bile fileksibıl fileksibıl kişiselleşiyor ama iş dış görünüme gelince fıstıklık mertebesini aşamıyoruz ne hikmetse. Biz derken, elbette ki tahmin etmişsinizdir, biz kadınlardan söz ediyorum.The Gossip’in solisti Beth Ditto ile yapılmış bir röportaj var Roll dergisinin 2007 mayıs sayısında. Beth lezzo/feministo/şişko bir kadın. Yani Roll attığı nefis başlıkta öyle diyor. Küçüklüğünden beri kendisini bir kalıba sokmak isteyenlere karşı sahneye mayoyla çıkan, frapan sahne kostümleri giyen ve beden ırkçılığına karşı çıkan bir anarşist. Fiziği yakışıklı/beyaz/indie erkek solist ve etrafındaki taşşşş gibi grupieler kalıbından oldukça uzak. Youtube’un kadrolu lafazan mafyası grubun videolarının altına Beth’in vücut yapısına olanca küfürlerini kusmuş da kusmuş. Beth de bunlara inat "ben kilolu değil, düpedüz şişkoyum" diyor alenen.
Arcade Fire’ın Neon Bible albümünde bir şarkı var “My Body Is A Cage” diye. “Biz yalnızca bize verileni aldık…” diyor şarkı, “bedenim sevdiğimle dans etmemi engelleyen bir kafes ve anahtarı da aklımın ellerinde” diye devam ediyor, sonunda belli ki aklına sesleniyor: “ruhumu ve bedenimi özgür bırak!” İnsanı tuhaf hallere sokan bir şarkı.
Birine fiziksel kaygılardan arınmış olarak soyunmak ancak aklını özgür bırakanların, bedenine takık olmayanların yapabileceği bir şey. Soyunmak derken, hem fiziksel anlamda soyunmaktan, hem de birine manen ve aklen 'çıplak ve hür' olarak gitmekten söz ediyorum.





5 yorum:
off bee ezgi. fotograf ile ilgili vur dedık oldurdun yanı. ask olsun yaaaa. sil o yazıyı beee. cık cık cık. neyse bu henuz yazını okumadan oncekı yorumum bır de yazıyı okuyayım bakalım neler dıycem :)
cesaret edip ctrl+w yapamadım ezgi. ne oluyor bahse konu tuş kombinezon... pardon kombinasyonuna basınca?
(ister misin kombinezon yazıp gelenlerin olsun. benim sayemde olacak. ha ha ha;))
A'la sinyor, bırakınız gelsinler. Kombinezon sözcüğünü pek severim ben.
Masum siteme ulaştmak için gugılladıkları anahtar sözcüklerden biri "telefonla gelen dul kadın." Meret evden de çıkmıyor, herşey gugıl'dan, ayağına kadar gelecek bir de.
Şu şarkıyı söyleyesim var: Ilgazzz Anadolu'nun sen yüce bir dağısınnnnn...
Steve McQueen'in ruhunu gugıl'dan çağırsam gelir mi?
Linda hanımefendi, yazım için giriştiğiniz haksız sansür girişimini gınıyorum efem.
sensin offf...hiçbişey diyememişin işte, nutkun tutuldu di mi:)
yaa ezgı sorma. yazıya comment atmayı unututm. neyse kafam cok dolu b aralar. ayrıca sansur demedım kı ben. ne bu dedım. benım dedıgım sana bu muydu dedım. aaaaaaaaaaaaaaaa hemen alınganlık yapma yahuuuu. off zaten yeterınce streslı ve anlamsız gunler yasanıyor. haydı bakalım .nıce yazılara.
Yorum Gönder